Yılın son haftasının gelmesine az bir süre kaldı. Bu özel hafta bazı ülkelerde, göz alıcı bir şekilde parlayan ışıklar, mis gibi kokan bol tarçınlı kurabiyeler, küçük süslerle bezenmiş süslenmiş ağaçları, sokaklarda gezen noel baba kıyafetli insanlar ve noel ezgileri demek… Bu tabii bizim kültürümüzde pekte alışmadığımız, yaşamadığımız bir durum, sadece televizyondan izlediğimiz bir eğlece, yeni bir renk…  Çoğumuzun çocukluğunda buna benzer anılardan eser dahi yok. Yılın son haftası ile ilgili benim anımsadığım şeyleri sıralamak gerekirse, bol bol etli yemekler, binbir çeşit mezeler, kalitesiz bir tombala oyunu ve bitmek bilmeyen bir milli piyango tartışması… Biletinin çeyrek mi yoksa yarım mı alınması gerektiği ile ilgili çıkan gereksiz ve tatsız sohpetler. Belki de en çok hatırladığım, ‘büyük ikramiye bize çıkarsa ilk önce ne yaparız’ muhabbeti, nerelere gideriz, neler alırız. Tabii her güzel sohpette olduğu gibi bu muhabbeti tatsızlaştıran ve ikramiyenin çeyreğe çıkması durumunda paranın 4’e bölünecek olmasını hatırlatan, herkesi huzursuz eden kötümser aile mensupları.

Az önce üstünde durduğumuz dünyasal heyecanlar belkide bir çok kişinin şimdilerde hazırlandığı ve beklediği türden şeyler. Fakat biraz derin düşündüğümüzde aslında yılın son haftasının bizi gerçekten heyecanlandırması gereken şeyin, ne noelin parıldayan ışıkları ne de milli piyangonun bol sıfırlı ikramiyesi olmalı. Çünkü bu heyecanların gelip geçici olduğunu biliyoruz, hatta bazen öyle gelip geçici ki, baş ağrısıyla uyandığımız gerçek yeni yıl sabahı bunu anlamamız mümkün. Heyecanla ve sevinçle yaşadığımız yılın her son haftasından sonra, bizi belkeyen umutsuz bir 51 hafta daha bekliyor.

Aslında bu zamanın geçici bir bereket olması gerekmiyor… Yılın son haftası ile ilgili sonsuza dek kalıcı olan ve gerçeğin kendisini işaret eden bir olay var. Bu olay gerçekleşmeden yüzyıllar önce Peygamber Yeşaya şöyle söylüyor.

‘Çünkü bize bir çocuk doğacak, Bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.’ Yeşaya 9:6

Bundan binlerce yıl önceki bir doğum olayından bahsediyor. Esenlik önderi olan güçlü Tanrı’nın bir bebek olarak dünyaya geldiğini anlatan bir doğum. Yılın son haftasının sevinci güzel yemekler, eğlenceler, para odaklı beklentiler değil, ama gerçek sevinç veren Tanrı Oğlunun beden almasıyla ilgili olması gerektiğini görüyoruz. Elbette ki bu beden alma, dünyaya olan bir ziyaretten ibaret değildir. Aksine dünyayı değiştiren bir ziyarettir. Öyle ki Yeşaya’nın bahsettiği Esenlik Önderi, kendinin ardı sıra gidenlere dünyasal parıltılar değil ama gerçek ve sonu gelmez bir kurtuluş vaad ediyor. Öyle bir kurtuluş ki bu bizleri günahın karanlığından kurtarıp kendi ışığındaki egemenliğine çekiyor.

Yılın son haftası bizler için eğlenceli olabilir ve belkide hiç denemediğiniz kurabiyeleri tadıp, evinize küçük bir çam ağacıda alabilirsiniz. Aileniz için özel bir zaman yaratabilirsiniz, öyle ki bu aslında güzel birşeydir. Ancak bu özel haftanın sevinci çam ağacından ya da parıldayan ışıklardan değil, beden almış, kutsal bir yaşam sürmüş, bizler için canını vermiş ve zaferle dirilmiş olan Esenlik Önder’inden gelmelidir. Yılın son haftasına günler kala neyin hayatımızın merkezinde olması gerektiğini bir kez daha anımsayalım.

Yılın son haftasını, hatta yılın her haftasını Esenlik Önder’inin doğumunu temel alarak geçirelim.