Luka 8:18, “Bunun için, nasıl dinlediğinize dikkat edin” Rabbimizin bu uyarıyı yapmasının nedeni, her kentten kendisine gelen insanların oluşturduğu topluluğu anlamak ve hepsi olmasa da birçoğunun bu sözleri uygulayanlar değil sadece işitenler olduğunu göstermekti. Onlara benzetmelerle sesleniyordu. Tohumlarını eken ekinci benzetmesiyle, vermek istediği öğretiden, bu kalabalıktan ne kadarının kazanç sağlayacağını ve ne kadarının kutsallıkta ürün vereceğini üstü kapalı biçimde belirtiyordu.

İsa’nın sözlerinin uygulamaya geçirilmesi gayet açık ve belli olarak düşünülebilir. Ancak öğrenciler o zaman Kutsal Ruh tarafından henüz aydınlatılmadıkları için Tanrı’nın Egemenliğinin sırlarını anlayamıyorlardı. Diğer insanlar nasıl kendi uğraşlarıyla ilgileniyorlarsa, onlar da Kurtarıcımız ile ilgileniyorlardı. İsa’yla birlikte özel olarak O’nun anlattıklarının anlamını konuştular. Görevlerini yerine getirme arzusuyla, İsa’nın anlattığı benzetmenin anlamını sordular.

Öğrenmeye müsait olanlara her zaman öğreti vermeye istekli olan Kutsal Rabbimiz, (burada da İsa, Kendi elçilerinin, kibar ve erişilmesi kolay kişiler olmalarına örnek gösteriyor) karşılıksız olarak benzetmenin önemini onlara açıkladı. Bununla birlikte, ilerde öğrencilerinin bu öğretiye daha duyarlı ve dikkatli olmaları için onlara, dünyanın ışığı olmaya yaraşır bir tavır sergilemelerini ve onlara gizlice anlattığı gerçekleri evlerinin çatılarında beyan etmelerini söyledi. Aldıkları bilgiyi geliştirirken uymaları gereken tek koşul “nasıl dinlediklerine dikkat etmeleri” idi.

Metinden de anlaşıldığı gibi, anlatılan benzetme asıl olarak elçilere hitap ediyordu. Fakat korkulduğu gibi, İsa’nın konuşmalarını dinleyen binlerce kişiden sadece bazıları gerçekten etkilendiler. Rabbin öğrencilerine yaptığı uyarıyı sizlere hatırlatmayı ve çok ciddi olan bu uyarıyı sizlere yapmayı gerekli görüyorum, “nasıl dinlediğinize dikkat edin”.

Konuşmama sırasıyla şunlarla devam edeceğim:

İLK OLARAK, hiç kimsenin vaazları dinleme fırsatlarını kaçırmaması gerektiğini anlatacağım. Ardından,

İKİNCİ OLARAK, karlı ve kazançlı bir şekilde vaazları dinleyebilmemiz için birkaç yol ve yöntem sunacağım.

İlk olarak,hiçkimsenin vaazları dinlemek için fırsatları kaçırmaması gerektiğini anlatacağım. Kutsal Kitap’ın birçok bölümü gösteriyor ki, Tanrı, kendi halkından istediği  şeyleri yapmaları konusunda onları uyarmak ve eğitmek için her zaman bazı kişileri özel olarak ayırmıştır. Yahuda diyor ki. “Adem’den sonraki altıncı kuşaktan olan Hanok, bu adamlara ilişkin şu peygamberlikte bulundu: ‘İşte Rab herkesi yargılamak üzere on binlerce kutsalıyla geliyor…’” (Yahuda 14) ilk zamanlarda yaşamış olan Nuh, Petrus tarafından “doğruluk yolunu bildiren” olarak anılıyor. Böylece, tufan ile yasanın verilişi arasındaki zaman diliminde de birkaç bildiri yapıldığını okumamız bizi, Tanrı’nın hiçbir zaman kendisini tanıksız bırakmadığını ve farklı yollarla  dedelerimize, peygamberler ve önemli kişiler aracılığıyla konuştuğu sonucuna vardırıyor.

Yasa güvence altına girmeden önce Tanrı, kendi halkına bildirilerde bulunması ve kendi halkı adına yakarması için bazı kişileri sürekli olarak kendisine ayırdı ve halkın yerine getirmesi gereken görevleri onlara buyurmaları için bu kişileri kullandı. Yahudilerin sürekli olarak tutsak kalmasına ve onların günahlarının dünyanın her tarafına yayılmasına rağmen, Tanrı, kilisesini hiçbir zaman terk etmedi ve Hezekiel, Yeremya, Daniel ve diğer peygamberlerini, halkını azarlaması, eğitmesi ve tövbeye çağırması için sürekli gönderdi.

Yasa altındayken böyleydi. Kilise şimdi bile kötü durumda , ancak elinde kalıcı bir müjde var. Baş Çoban olan İsa Mesih, sonsuzluğa sahip Ruhu aracılığıyla, tüm dünyanın günahını karşılayan tam, mükemmel ve yeterli bir kurban olarak kendini sunduktan ve de ölümden dirildikten sonra gökte ve yeryüzünde tüm yetkinin kendisine verilmesiyle, hizmetini öğrencileri ile devam ettirmek için onlara ve onlar aracılığıyla vaizlere de,  “Müjde’yi tüm yaratılışa duyurmalarını” buyurdu ve “ dünyanın sonuna dek onlarla birlikte olacağını, onlara rehberlik edeceğini, yardım edeceğini, esenlik ve güç vereceğini” vaat etti.

Eğer vaizlerin görevi vaaz vermekse (önlerine serili olan müjdeyi vaaz etmeyenlere lanet olsun!), insanlar da kayıtsız bir şekilde onları dinlemek zorundadır, yoksa vaizler neden görevlendirilsin ki ?

Kurtarıcımızın, sevgilisi olan kiliseye gösterdiği korumayı ve hayranlık uyandıran sevgisini nasıl esirgeyebiliriz? Kurtarıcımız, daima insan bedeninde bizimle birlikte kalamazdı çünkü Kendi kanıyla satın aldığı yüceliği, bir haberci olarak üstlenmesi için bizden ayrılması gerekiyordu. Bizi esenliksiz bırakmadı, yeterli sayıda öğretmen ve çoban atadı. Ardından, O’nun vaadine göre, “Ruh’ta bir olacağımız ve Mesih’in doluluğunu tadacağımız güne dek vaaz verme, kutsalları mükemmelleştirme ve sevgide Mesih’in bedenini büyütme” gibi uygun armağan ve lütfunu, çobanlara ve onların varislerine vermesi için Kutsal Ruhu’nu göndermiştir ve Kutsal Ruh aracılığıyla insanların yüreklerini değiştirmeye devam edecektir.

Lütuf Ruh’una zarar veren, Tanrı’nın Oğlunu yeniden çarmıha geren ve İsa’yı utandıran kişiler, Kurtuluşun büyük anlamını bilerek reddediyor olmalarıyla, bu sözle anlatılamaz armağanın farkında olmadıklarını bilmiyorlar mı? Bu durumda olanların sonları ne korkunçtur! Işık dünyaya gelecek, kurtuluşun iyi haberi kalabalık şehirlerde sürekli duyurulacak, ve bu göksel ekmeği, meleklerin yiyeceğini sevmeyip kepekli ekmek diyecek. Bu ne kötü bir şey! Sur ve Sayda’ya, Sodom ve Gomora’ya bu günahkarlardan daha mı fazla tahammül edilecek? Bir Kurtarıcının doğduğunu duymayanın hali, bunu duyup da Tanrı ile arasındaki sorunu halletmek için Kurtarıcının görevlendirdiği elçilere kulak asmayanın halinden daha iyi olacaktır.

Bu kişilerin ne kadar acınacak durumda olduklarını ve gelecekte de ne kadar kötü bir durumda olacaklarını söyleyebilmek için peygamber olmamıza gerek yok. Cehenneme atıldıklarını ve gözlerini yukarı kaldırıp elemler içinde şöyle yakaracaklarını görebiliriz, “Kilise ihtiyarlarımız bizi kaç defa kanatlarının altına almaya çalıştı? Biz ise onlara itaat etmedik. Keşke zamanında, vaaz edilen şeylerin sonsuz esenliğimize ait olduğunu bilebilseydik. Fakat onlar sonsuza dek bizden gizlenmiştir.”

İşte, Tanrı’nın Kutsal Yazıları’nın günahkarlara vaaz edilmesine karşı çıkan herkesin sonu böyle vahim olacaktır. Bu kişiler Yaratıcı Tanrı’nın kendisine karşı geldiklerinin farkında bile değiller. Bununla birlikte ikinci noktaya geçelim.

İKİNCİ olarak anlatacağım şey, vaazları kazançlı bir şekilde dinlemenin bazı yol ve yöntemleridir.

Eğer vaazlarda verilenler üzerinde düşünürsek ve vaazın Tanrı’nın bir buyruğu olduğunu, İsa Mesih’in insanlar arasında Kendi Egemenliğini yüceltmek için atadığı bir servet olduğunu kabul edersek, karlı ve faydalı bir vaaz dinleyebiliriz.

1.      Yapmanız gerekeni bilmeniz ve uygulamanız için yürekten bir istek ve merak ile dinlemenizi rica ediyorum ve buyuruyorum.

Herhangi bir inanç uygulamasında görülen iki yüzlülük ve resmiyet Rabbimizin gözünde iğrençtir. Yüreklerimizi değiştirmeden, sadece kulak dolgunluğuyla Rabbimizin evine girmemiz, bizlere kazanç sağlamayacağı gibi En Yüce Olan Tanrımızı da oldukça üzecektir.

Böylece ortaya en müjdeci vaazlardan bile etkilenmemiş, yüreği değişmemiş bir çok kişinin hala var olduğu sonucu çıkıyor. Pavlus’un yüreği değişmeden önceki yandaşları gibi bu kişiler de, vaazların gücünü yüreklerinde hissetmiyorlar, sadece vaizin ağzından çıkanları duymakla kalıyorlar. Ya da katıksız süt gibi olan Tanrı sözü ile beslenmeye gelen diğer insanlar, Tanrı’nın göksel bereket çiği ile ıslanıp büyürken, bu kişiler Gideon’un postunun yakınındaki toprak gibi el değmemiş olarak duruyorlar.

Bu yüzden kardeşlerim, merak etmeyi bırakın, yemek olarak sunulan Tanrı Sözünü uysallıkla kabul etmek için yüreklerinizi alçakgönüllü bir arzu ile hazırlayın. O zaman bu sizin için Tanrı’nın gözünde bir servet olur ve ruhunuzu canlandırır, geliştirir, temizler ve kurtarır.

2.      Sunacağım ikinci öneri şudur, vaazdan önce yüreklerinizi hazırlamanızın yanında, bahsedilecek Tanrı sözüne gayretli bir şekilde kulak verin.

Dünyasal bir kral, kendisine ait bir bildiri yayınlasa,halk ister bu bildirideki koşulları yerine getirsin ister getirmesin, bildirinin içinde bulunan konular ister ölüme ister yaşama dayansın, halk bu  bildiriyi can kulağıyla dinlemez mi? Bizim de aynı saygıyı Kralların Kralına, Rablerin Rabbine göstermemiz gerekmiyor mu? Aynı şekilde, nasıl bağışlandığımızı, esenlik ve mutluluk bulduğumuzu O’nun adıyla beyan eden hizmetkarlara da dikkatle kulak vermemiz gerekmiyor mu?

Tanrı, kendi halkına yasayı vermek için büyük görkemiyle Sina dağına indiğinde, Yahudiler Tanrı’nın elçisi Musa’ya karşı nasıl da dikkatle bakıyorlardı? Eğer onlar yasanın gürlemesi ve dehşetini büyük bir ciddiyetle dinledilerse, bizler de Mesih’in hizmetkarlarının ağzından çıkan müjdenin iyi haberini can kulağıyla dinlememiz gerekmiyor mu?

Kutsal Kitap’ta insanların Mesih’in ağzından çıkan hoş sözleri duymak için İsa’nın peşinden ayrılmadıkları yazıyor. Eğer biz de, İsa Mesih tarafından atanmış  olan vaizlerimize bu şekilde bakarsak, onların da  peşlerinden ayrılmamamız gerekiyor.

Bunun yanında, müjdeyi yayan vaizlerin verdikleri kutsal gerçekler, ahlaki felsefe hakkında kuru, yalın ve de geçici süreliğine avutan sözler değil, tersine, gayretle benzemeye zorunlu olduğumuz, ihmallerimizden ötürü onları anlamadan duran veya başka bir değişle yanlış anladığımız, büyük Tanrısal gizemlerdir.

Vaizin, söylediklerine kulak vermeyip de, vaiz Tanrı’dan aldığını onlara konuşurken uyuklayan ve kestirenler bu öneriyi ne kadar da önemsiz buluyorlar? Münasebetsizler! Kutsal Rabbimizi bir saatliğine dinleyemiyorlar mı? Ne! Pavlus’un konuşmasını gece yarısına kadar uzatmasıyla uyuya kalan  ve aşağı düşerek ölen Eftihos’un hikayesini hiç duymamışlar mı?

Tekrar başa dönüyorum. Düşündüğünüz gibi, öğrenmeye hazır bir hal ile yüreklerinizi hazırlayabilir ve konuşmaları dinlerken dikkatli olabilirsiniz. Ancak şunu dikkate almadan vaazdan fazla bir verim elde edemezsiniz,

3.      Üçüncü öneri, vaize karşı hiçbir ön yargı beslemeyin.

Vaiz insanların ve meleklerin diliyle konuşsa bile, eğer dinleyenlerin kafasında ona karşı bir ön yargı varsa, vaiz sadece ses çıkaran bir bakır, çınlayan bir zil olur.

Aynı sebepten ötürü Yüce Söz olan İsa Mesih’in de birçok büyük işi anlaşılmadı ve vaazları kendi ülkesindeki kişiler üzerinde büyük bir etki yaratmadı. Çünkü halkı O’na karşı saldırıyordu. Yine aynı İsa, görünmez Tanrı’nın görüntüsü, tekrardan gökleri yarıp yeryüzüne inse ve hiçbir insanın anlatamadığını anlatsa, eğer Yahudiler gibi O’na karşı önyargımız varsa, Yahudilerin yaptığı gibi biz de yüreklerimizi sertleştiririz.

Bu yüzden kardeşlerim, Kutsal Ruh’un üzerinize koyduğu gözetmenleri beğenmemek gibi düşünceler beslemekten kaçınmaya dikkat edin. Çobanların da, sizinle birlikte ıstırap çeken kişiler olduğunu düşünün. Verdiği öğretiyi bile anlamamış  vaizleri de dinlemeliyiz. Bu onun verdiği öğretiyi reddetmek için bir bahane değildir. Çünkü vaizler kendi adlarıyla değil, Mesih’in adıyla konuşurlar. İnsanlara yapmaları gerekenleri kimin buyurduğunu biliyoruz. Ne din bilginleri ne de Ferisiler halka bir şey söyledi, çünkü dedikleri şeyleri yapmadılar.

4.      Dördüncü olarak, vaize karşı önyargılı olmamamız gerektiği gibi, onu düşünmeniz gerekenden daha fazla düşünmemelisiniz. Az rastladığımızı söylersek haksızlık etmiş oluruz, bir öğretmeni diğerine yeğlemek, Tanrı’nın kilisesi için daima kötü bir sonuç olmuştur. Yahudi olmayanların büyük Elçisinin Korintliler’de tutuklanması bir hata idi. Oysa Pavlus, “Biriniz ‘Ben Pavlus yanlısıyım’, ötekiniz, ‘Ben Apollos yanlısıyım’ diyorsa, öbür insanlardan ne farkınız kalır?” demişti. Tüm vaizler, kurtuluşun mirasçılarına hizmet eden elçiler olarak gönderilmiyor mu? Yaptıkları işlerden ötürü büyük saygı görmeleri gerekmiyor mu?

Elçi Pavlus, Tanrı sözü ve öğreti üzerinde çalışanları iki kat onurlandırmamızı buyuruyor. Fakat bunun yanında, (kiliseye girdiğinizde vaizin vaaz verememesi yüzünden kiliseden çıkmayı isteme derecesinde olsanız bile) bir vaizi bir diğerine yeğlemek, dünyasal, cismani ve kötü bir şeydir.

Vaizi pohpohlamak ve alkışa boğmak, doğru bilgiye sahip kişiler için bile son derece tehlikelidir. Düşünen kişileri ruhsal bir kıskançlıkla doldurur ve bu kişilerin, iyi ve mükemmel olan her şeyi veren, bu kişileri hizmetlerde yetkilendiren Tanrı’ya ait olan övgüyü, kendi üzerlerine almalarını sağlar.

5.      Önereceğim beşinci şey şudur, yüreğinize işleyen her şeyin özel bir uygulamasını yapın.

Kurtarıcımız, Son Akşam yemeğinde sevgili öğrencileriyle konuşurken, içlerinden birinin kendisini ele vereceğini söyledi ve bu söylenen, anında tüm öğrencilerin yüreğine işledi, “Rab, bahsettiğin kişi ben miyim?” diye sordular. Ve aynı şekilde, vaizler günahlardan vazgeçirmeye ve bir hizmete yönlendirmeye çalıştıklarında, kişiler ağlamak yerine düşündüklerini yürekten Rabbe çevirip, “Rab, bahsettiğin kişi ben miyim?” diye sorsunlar. O zaman vaazları, her zamankinden daha fazla yararlı buluruz.

Fakat bizler, yoldan sapmaya meyilliyiz. Her zaman, kendi gözümüzdeki mertek yerine kardeşimizin gözündeki çöpe bakıyoruz. Hızla bir sonraki öneriye geliyorum:

6.      Altıncı ve son öneri. Eğer Rab’den bir bereket almak istiyorsanız, O’nun Sözünün vaaz edildiğini işittiğinizde, vaize konuşma gücü vermesi ve vaizin Tanrı’nın sözünden  aktardığı görevlerinizi uygulamaya geçirebilmeniz için, vaazdan önce, vaaz sırasında ve vaazdan sonra dua edin.

Bunu yapmanız, etkin bir şekilde verilen vaazın, yüreklerinizi aydınlatmasına ve yakmasına yol açar. Bunu yapmazsanız, daha önce anlatılanlar boşa gitmiş olur.

Kuşkusuz, aynı şey, Elçi Pavlus’u, çok sevdiği Efesliler’den kendi adına Tanrı’ya şefaat etmeleri için yalvarmaya itti, “Ağzımı her açtığımda bana gerekli sözleri verilsin diye benim için dua edin; öyle ki, Müjdenin sırrını cesaretle bildireyim.” (Efesliler 6:19). Eğer Pavlus gibi büyük bir Elçi bile, insanların dualarına ihtiyaç duyuyorsa, Kutsal Ruh’un herkese verdiği armağanlara sahip olan vaizlerin duaya daha fazla ihtiyacı vardır.

Bunun yanında, dua etmeniz, Tanrı’nın isteğini bilmeyi ve yerine getirmeyi yürekten arzuladığınıza bir kanıttır. Bu sayede hem vaizler hem de insanlar karlı çıkacaklardır. Çünkü dualarınız aracılığıyla, Tanrı Kutsal Yazılar’ı öğreten vaizleri Kutsal Ruh’unun gücüyle yönlendirecek ve bu sayede onlar Tanrı’nın Krallığına ait olan gerçekleri daha anlamlı bir şekilde insanlara öğretebileceklerdir.

Ve bugün beni işitenler,  öğretilenleri uygulamaya geçirmek için ciddi bir şekilde yüreklerini hazırlasınlar!  Vaizler, Şeytan’ın bir şimşek gibi gökyüzünden düştüğünü; insanların, vaaz edilen sözün iki ağızlı bir kılıçtan daha keskin olduğunu gördüklerini ve de Tanrı’nın gücü aracılığıyla Şeytan’ın güçlü dayanaklarının yıkıldığını görürler!

Petrus vaaz verdiğinde, sözü duyanların üzerine Kutsal Ruh indi. Mesih’in müjdesi karşılıksız olarak duyuruldu, hızla ilerledi ve binlerce kişinin yüreği bir vaaz ile değişti.

“İsa Mesih, dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır.” Daima, dünyanın sonuna dek, Kendi hizmetkarlarıyla birlikte olacağına dair söz vermiştir. Tanrı’nın Kutsal Ruh’unun işlerini daha etkili bir şekilde görmememizin sebebi, güçlü Kurtarıcımızın kolunun kısa olması değil, bizim yerine getirmemiz gereken sorumluluğu üstlenmememizden  ve kendimizi sınırlıyor olmamız dan kaynaklanıyor.

Bazen Tanrı’nın, Kendisini aramayanlar üzerinde de İsa Mesih’in karşılıksız lütfunu yücelttiği görülür. En büyük günahkarlar bile bazen, vaazlardan etkilenip bir odun parçası gibi ateşten çekip çıkarılabilir. Ancak Tanrı, genelde bu şekilde hareket etmez. Tanrı genellikle, onlardan yapmalarını istediği şeyleri alçakgönüllülükle öğrenmeyi bekleyen insanlara, kendi sözünün gücüyle yaklaşır ve boş, aynı zamanda yüreği katılaşmış, niteliksiz dinleyicileri kendinden uzaklaştırır.

Siz dikkatsizler, siz meraklı profesörler, burada bulunan herkes, nasıl dinlediğinize dikkat edin. Unutmayın, bunu düşünseniz de, düşünmeseniz de, “hepimiz, Mesih’in yargı kürsüsünün önünde duracağız.” Bu tahtın önünde, vaizler verdikleri öğretilerin, sizler de bu öğretilerin altında kendinizi ne kadar düzelttiğinizin tam bir hesabını vereceksiniz. Rab iyidir! Öfkeli ve günahın öcünü alan yargı kürsüsünün önünde nasıl duracaksınız? Hor gördüğünüz bir çok vaaza, ölümsüz ve değerli olan ruhlarınızın kurtuluşunu gözeten ve bunun için çaba gösteren vaizlere, sizin aleyhinizde olan birçok tanıklığın önünde nasıl bakacaksınız? Vaazları ilgisizce dinlediğinizi, bir saatinizi boşa geçirdiğinizi, konuşmalara hayran kaldığınızı veya vaizin basitliği ile alay ettiğinizi ileri sürmeniz yeterli olacak mı? Hayır. O zaman Tanrı da size, vaazlara daha iyi bir düşünceyle, yani her bir vaazın hesabınıza eklendiğini ve onlar aracılığıyla kendinizi düzeltmediğiniz için cezalandırılacağınızı bilerek yaklaşmış olmanız gerektiğini gösterecek.

Ama, alçakgönüllülükle, aşılanan Sözü kabul eden ve doğruluğun esenlik dolu meyvelerini veren sen küçük sürü, korkma. Senin başına aynı şeyler gelmeyecek. Rab İsa’nın gününde vaizlerinizin sevinci ve başlarının tacı olacaksınız. Onlar da, kutsal bir zaferle, hatasız ve suçsuz bir şekilde, Kurtarıcımızın önüne sizi sunup “Rabbimiz, bizi ve bize verdiğin çocuklarını gör” diyecekler.

Ancak, nasıl dinlediğinize hala dikkat edin. Sahip olduğunuz lütfu geliştirerek daha fazlasına ve daha fazla berekete sahip olacaksınız. “Vaat edilen Tanrı güvenilirdir.” (İbraniler 10:23). Tanrı, Siyon’dan sizi öyle bereketleyecek ki, duyduğunuz her vaaz ve  ruhsal bilgiyi taze bir şekilde size sunacak. Tanrı Sözü zenginliğiyle sizde kalacak; İsa Mesih’te mükemmeliyete ulaşana ve Tanrı’nın doluluğuyla dolana kadar güçte ve lütufta büyüyeceksiniz. Ölüm ile değiştirileceksiniz ve Rabbimizi olduğu gibi göreceksiniz. O’nun tahtının önünde, meleklerle, baş melekle, Kerubim ve Serafim ile ve de adları göklerde yazılı olan ilk doğanlar meclisiyle birlikte sonsuza dek hamtlar sunacaksınız.

Çeviren : Çetin ERDOĞDU