Haluk arkadaşı Selami’yi yine paylıyor: “Hakikaten ‘light’sın be oğlum!” Selami’nin suçu neymiş? Suçu şudur: Eşinin isteklerine çabuk uyar. Ona yumuşak davranır. Çok uysaldır. Bundan da utanmaz.

Oysa Haluk’a göre, bu tam anlamıyla utanılacak bir durumdur. Çünkü bir erkek – hele bir aile reisi – uysal değil, sert olmalıdır: “taş fırın erkek”

Devlette, şirkette veya ailede bir lider nasıl biri olmalıdır? Türkçe’mi ilerletmek için bir arkadaşa ‘uysal’ kelimesinin nasıl bir çağrışım yaptığını soruyordum. O sıralarda ona, “‘Uysal lider’ olur mu?” diye sordum. Arkadaşım çok güldü. “Olmaz!” dedi. “Lider uysal olmaz, sert olur” dedi.

‘Uysal lider’ olmazmış. Lider, otoriter, bir dediğini iki ettirmeyen, herkesin sözünü dinleyen değil, kendi sözünü herkese dinleten, karşı çıkanları da sertçe azarlamayı bilen biridir.

Yine de, bir lider tanıyorum ki, O’nun liderlik anlayışı bundan çok farklıdır. O’nun adı İsa’dır. Bu, “Bana gelin, ben size rahat veririm. Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur” diyen İsa’dır (Mat. 11:28-29).

Elçi Pavlus da, ruhsal liderlik yaparken iyice ‘light’ olmuştur. Nitekim Selaniklilere, “Mesih’in elçileri olarak ağırlığımızı hissettirebilirdik. Ama çocuklarını bağrına basan bir anne gibi size şefkatle davrandık” diyor (1. Sel. 2:7).

Gene o kaçınılmaz gerçekle karşı karşıya kaldık: Rabbimizin egemenliği bu dünyanın değerlerini ve yöntemlerini alt üst eden bir egemenliktir. Kralımız canını düşmanları için verdiğine göre, herhalde O’nun adına liderlik yaparken bizim kardeşlerimize sert davranmamızı istemeyecektir. Böylece, kendi “şirketi”nde hangi yöneticilik vasıflarının zorunlu olduğunu açıklarken, liderlerin “uysal” olacağını belirtmektedir (1. Tim. 3:3).

Ama acı bir gerçektir ki, liderlik statüsü insandaki sert davranıp ağırlığını hissettirme refleksini kışkırtır. Kutsal Kitap’a göre “uysal lider” olur. Ama, ne yazık ki, böyle davranmak pek kolay değildir. İsa, meşhur bir sözünde, “Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim” diyor (Yu. 10:10). Pek çok Hıristiyan bu ayeti okuyunca “hırsız”ın Şeytan olduğunu hemen anladığını sanır. Oysa burada İsa kendisini Şeytan ile karşılaştırmıyor; kendisini sert ve vefasız ruhsal liderlerle karşılaştırıyordu. Burada Ferisilere seslenen İsa, Hezekiel 34’e göndermelerde bulunuyordu. O bölümde Yahve İsrail’in vefasız çobanlarını şöyle eleştirir: “Ancak sertlik ve şiddetle onlara [yani, halka] egemen oldunuz” (Hez. 34:4).

Uysallık doğal değildir. Yumuşak huyluluk ruhsal insanların belirleyici bir niteliğidir: “Ruh’un ürünü…yumuşak huyluluk”tur (Gal. 5:23). Bu yüzdendir ki Pavlus Timoteos’a “uysallığın ardından koş” diye öğütledi. Av kaçmıyorsa kovalamaya gerek yoktur! Uysallık ayağımıza gelmez; bu üstün erdemi geliştirmek, ömür boyu süren bir çaba ister.

Pavlus’un, doğal olarak, çok uysal bir kişiliğe sahip olduğunu sanmıyorum. Ama “Mesih’i öğrendikçe” (bkz. Efes. 4:20), Pavlus ruhsal bir liderin uysal olması gerektiğini giderek daha iyi anlamıştır. Öyle ki, Timoteos’a en ciddi ve en samimi liderlik öğütlerini verirken, “Ey Tanrı adamı…uysallığın ardından koş” demeyi ihmal etmemiştir.

Pavlus bunu söylemekten utanmamış. Demek “uysal lider” olur ama “taş fırın çoban” olmazmış! (Chuck Faroe)