Ne zaman yalanlar ve yanlış inançlar varlıklarını sürdürmüşlerse, o zaman inanç bozulmuş ve saptırılmıştır. İnsanlar tek gerçek Tanrı’ya olan inançlarında sağlam durmayıp O’na tek doğru yolda tapınmadıklarında utanç verici bir cehalet ortaya çıkar. Ancak Tanrı bilinçli olarak kıskanç bir Tanrı olduğunu söylemiştir. Sadece kendisine verilmesi gereken görkemi putlara verenleri cezalandıracaktır. İnsanlara on emri vermesinin sebeplerinden biri, onların sapkın tapınışlara dönmelerini engellemek istemesiydi. Eğer bizler Tanrı’yı hakkettiği tüm tapınışla yüceltmiyorsak, bu O’nu görkeminden yoksun bırakıyor ve aşağılıyoruz anlamına gelir.

            Batıl inançlar, bizleri saf tapınıştan saptırmak için birçok oyun sunmaktadır. Onlara dikkat etmeliyiz. Tek gerçek Tanrı’yı bırakıyor, garip tanrıları izlemekle ayartılıyoruz. Batıl inanç, tek olan Tanrı’ya en yüce yeri verir ancak buna diğer birçok tanrılar ekleyip onlara farklı haklar ve güçler iliştirirler. Bu da, Tanrısal özyapının görkemini böler ve dağıtır. Bu görkem, doğru olarak sadece bir varlığındır – Tanrı. Aynı şekilde Roma Katolik Kilisesi de meleklere ve azizlere yücelik vererek; Tanrı’nın olan görkemden çalarlar. Bunlara tapınılır, övgü sunulur ve dua edilir, ve insanlar Tanrı’nın hakkettiği görkemin başkasına verildiğini anlamazlar bile.

            Mesih bu konuyu şu sözleriyle çok açıkça belirtmiştir: “Rab’bin olan Tanrı’ya tap ve sadece ona kulluk et”. Bu, eylem gerektiren bir emirdi. Bunu, İsa başka bir varlığa tapmakla ayartıldığında da görmekteyiz (Matta 4:10).

            Kornelyus’un yaptıklarını düşünebiliriz (Elçilerin İşleri 10:25). Petrus’un ayaklarına kapanıp, ona tapınmıştı. Tabi ki, tapınışın sadece Tanrı’ya sunulması gerektiğini bilecek kadar bilgiliydi. Eğer Petrus’a Tanrı’nın bir görüntüsüymüş gibi bakıyor ve aslında ona tapmıyor olsaydı, bu diğer birçok insanın daha aşağı tanrılara ya da azizlere sundukları tapınış ile aynı türde olacaktı. Ancak Petrus Kornelyus’un kendi önünde secde etmesini kesinlikle yasakladı. Bunun sebebi ise; insanın Tanrı’ya verilmesi gereken görkemin birazını yaratığa vermeksizin, Tanrı’ya tapınışla bir yaratığa tapınışı yeterli olarak ayırt edemediğindendir. Tanrı’yı hakkettiği görkemin tümünden bir zerre bile mahrum etmeyelim.