Kapıdan geçip yavaş yavaş ilerlemeye başlıyoruz, oğlum bir an niyetlenip atılıyor öne doğru, ancak sonra tehlikenin farkına varıp duruyor, arkama geçiyor. ‘Baba önden sen git’ diyor. Tedirgin olduğu kesin ve benim ona yarım edebileceğimi düşünüyor, bana güveniyor. (Öte yandan tehlikeye beni itiyor)

İçgüdülerimle ilerlemeye başlıyorum … Yavaş yavaş bir adım daha atıyorum. Sonra bir tane daha. Ayaklarıma bakmaya çalışıyorum bir yandan, tehlike oluşturan bir durum olsun istemiyorum. Zaten bunun için eşim ve oğlum iki adım arkamdan geliyorlar. Artık yukarı çıkmamız gerekiyor. Ancak hayır olacak gibi değil. Fakat burada da kalamayız. Ne yapacağımıza karar veremiyoruz.

Cesaretleniyorum ve matemetaiksel hesaplar yaparak dizlerimi yavaş yavaş kırarak yükseliyorum. Oğlum hala tedirgin… Karanlığın yüreklerde verdiği his gerçekten ağır. Bir bilinmeyene adım atmak gibi. Hiç güven yok, hiç ümit yok, hiç esenlik yok… Kayıp hissediyorsunuz kendinizi.

Ve sonunda apartmanın ışıkları devreye giriyor ve bizi zifiri karanlıktan kurtarıyor. Işık… Aydınlık… Harika bir duygu… Ancak her kat için farklı bir sistem olduğundan, her katta yeniden aydınlanıyor yollarımız. Sadece yürüdüğümüz yerler aydınlık. Sadece adımlarımıza ışık oluyor bu sistem. Yürüdükçe aydınlanıyor yollarımız. Annemin evine çıkıp akşam yemeği yiyebiliriz artık. Oğlum hemen fırlıyor önüme, ‘ben kazanacağım’ diyor, herşeyi yarışa çevirmek isteyen tavırlarla… Merdivenler aydınlık korkusuzca merdivenleri tırmanıyor.

Aklıma gelen şey Tanrı’nın da hayatlarımızda böyle olması. O yollarımızı aydınlattığında sağlam ve korkusuz adımlar atabiliyoruz. Güvenle yürüyoruz. Fakat bizim hayatımızda olmadığında herşey karanlık. Duam o ki hiç kimse bu karanlığa alışmasın. Çünkü insanın gözleri bir süre sonra karanlığa alışıyor ve ışık aramıyoruz artık. Ancak ışıkta yürüdüğümüz zaman karanlığın dehşetini fark ediyoruz.

Sözün adımlarım için çıra, yolum için ışıktır. – Mezmur 119:105