Çok tuhaf! Ne zaman 2. Timoteos’u okusam, her sayfada acı, zulüm ve terkedilmişlik gördüğüm halde, derin bir sevinç duyarım. Zindanda zincire vurulmuş idamlık adamın acı dolu son mektubu nasıl olur da beni yüreklendirir, şaşılacak şeydir doğrusu!

Acı sevindirici olur mu hiç? Bazen olur.

Bazı durumlarda acı, sevince kavuşmak için, geçmemiz gereken bir geçit olur. Üç oğlum var, ellerinizden öperler. İlk bebeğimizi beklerken kendisi de anne olan bir hanım, “Unutma, doğum sancısı hayat veren acıdır” diyerek eşimi yüreklendirdi. Doğum sancısı insanın çekebileceği en şiddetli ağrıdır derler. Buna rağmen, insan soyu tükeneceğine çoğalıyor. Neden? Çünkü o yepyeni hayat doğunca, en korkunç ağrılar bile unutulur. Nitekim Rab İsa, “Kadın doğum yapacağı zaman ağrı çeker. Çünkü saati gelmiştir. Ama doğurunca, dünyaya bir çocuk getirmenin sevinciyle çektiği acıyı unutur” (Yu.16:21) dediğinde bu benzetmeyi kendisi hakkında kullanıyordu.

Daha sonra çarmıhta öldüğünde öğrencileri kedere boğuldu; fakat İsa üç gün sonra dirildiğinde, ölüme bile galip geldiğini anlayarak sonsuz zaferin sevincine kavuştular. Bu sonsuz sevinç karşısında o üç gün süren keder anılmaya bile değmezdi artık.

Pavlus aynı gerçeği vurgular. Öğrencilerine, “Tanrı’nın Egemenliği’ne birçok sıkıntıdan geçerek girmeniz gerekir” demiştir (Elç.14:22). İsa’nın tekrar gelişine dek süren dönem, acılarla tanımlanmaktadır. Ama Pavlus, bu ‘acılar mevsimi’nin kavuşacağımız müthiş ve sonsuz görkem karşısında önemsiz kalacağını belirtir: “Kanım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez” (Rom.8:17-18).

Bir başka bakımdan, acı asıl kimliğimizi tanımladığı için sevindirici olur. Hıristiyan olarak acı çekmemiz, “acılar adamı” olan İsa’ya ait olduğumuzu gösterir (Yşa.53:3). Yüce Yaradan, bizi sonsuz gazaptan kurtarmak için insan olup aramızda yaşamaya (ve ölmeye) razı oldu. Dünya gerçek Kral’ı reddetti, O’na acılar çektirdi. Kral’a ait olduğumuz için dünyada acı çekersek, bu bir şereftir. Bu şerefe layık görülmek de sevindiricidir! Müjde’yi duyurdukları için kamçılanan elçiler, “İsa’nın adı uğruna hakarete layık görüldükleri için Yüksek Kurul’un huzurundan sevinç içinde ayrıldılar” (Elç.5:41).

Bu dünyada İsa’yı sadakatle izleyen kişinin acı çekmesi kaçınılmazdır. Pavlus, “Mesih İsa’ya ait olup Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek” açıkça diyor (2Ti.3:12). Hele Müjde’yi yaymaya çağrılan kişilerin özellikle bu hizmet nedeniyle acı çekecekleri açıktır. Pavlus’un tanıklığı bunu gösterir: “Ben Müjde’nin habercisi, elçisi ve öğretmeni atandım. Bu acıları çekmemin nedeni de budur” (vurgu eklenmiştir; 2Ti.1:11-12).

Yaşadığımız dünyada insanların çoğu, doğal olarak, acıdan kaçıp konforun peşinden koşar. Popüler olmak, köşeyi dönmek, zahmetten kurtulmak; insanların olağan amaçları böyle şeylerdir. Bir anket yapsak da “Günlük hayatınızda fedakârlık nasıl bir rol oynar?” veya “Hangi değerleriniz için utandırılmaya razı olursunuz?” gibi sorular sorsak, nasıl cevaplar alırız acaba? Yoksa bu sorularla karşılaşan insanlar sadece bize tuhaf tuhaf mı bakar?

Bu anketi herkesçe terk edilmiş, yakında idam edilecek Pavlus’a yaptırsaydık ise şöyle bir cevap alırdık: “Müjde uğruna bir suçlu gibi zincire vurulmaya kadar varan sıkıntılara katlanıyorum. Ama Tanrı’nın sözü zincire vurulmuş değildir. Bunun içindir ki, seçilmişler uğruna her şeye dayanıyorum. Öyle ki, onlar da sonsuz yüceliğin yanı sıra Mesih İsa’da olan kurtuluşa kavuşsunlar” (2Ti.2:9-10).

Bu nedenle Pavlus’un acı dolu mektubu yüreklendiricidir. Konfora bağımlı bu dünyada kendimizi feda etmeye değer bir amaç olduğunu hatırlatır. Pavlus kayıp insanların sonsuz yüceliğe kavuşmalarına katkıda bulunduğunu biliyordu; acı çekerken bile bunun bilincinde olarak sevinmemek elde değil. İşte, sevindirici acı bu!

(Chuck Faroe)