1960’larda İngiltere’den Amerika’ya gelen ve daha bir haftası olmamış genç bir adamla tanışmıştım. Adı John Gest’ti ve Episkopalyen Rahibi olmak için uğraşıyordu. İlk defa Philadelphia’da tanıştığımızda saçları omuzlarına geliyordu ve sırtında ise gitarı vardı, daha çok Beatles grubunun bir üyesine benziyordu, hatta geldiği yer Liverpool, İngiltere, Beatles grubunun ortaya çıktı yerdi. Öncelikli olarak müjdeci olarak üniversite kampüslerinde çalışıyordu. Üniversitelere rock grubuyla gidiyor, birlikte müzik yapıyorlardı aynı zamanda vaaz da veriyordu.

John’un iman etmesi Şam Yolu’nda olan bir şey gibiydi. Müjdeyi duyduğu bir toplantıya gitti ve o zamandan sonra hayatı tamamen değişti. Mesih’le tanıştı ve günahlarının bağışını anladı. Bana anlattığında o akşam eve yürümediğini, çocuklar gibi sekerek ilerlediğini söyledi. Mesih’le olan yeni ilişkisinde tamamen sevinçle doluydu.

O’nu gayet iyi anlıyorum. Birinin günahlarının bağışlandığını bilmesi müthiş bir rahatlık getiriyor. Suçluluğun getirdiği tüm yük tamamen gitmiş oluyor. Suçluluk kendi başına tamamen bir depresifliktir. Herhangi bir tür iyi olma duygusunu alır götürür. Esenliğimizi çalar, ruhumuza işkence eder. Ve bence gerçek sevince ulaşmadaki en büyük engeldir. Bu yüzden bu suçluluk yükü kaldırıldığında ruhumuz sevinçle dolup taşıyor.

Suçluluk ve suçluluk hissi arasında bir fark vardır. Suçluluk objektiftir. Tanrı’nın yasasını açıkça çiğnediğimizde bu gerçek suçluluk ortaya çıkar. Buna rağmen duygularımız her zaman gerçeği yansıtmayabilir. Adalet sistemi içerisinde sosyopatlar ve psikopatlar diye tanımlanan kimseler vardır çünkü herhangi bir şey hissetmeden berbat suçlar işleyebilmektedirler. Suçlu hissedememelerine rağmen bu onların suçlu oldukları gerçeğini değiştirmez. Suçluluk hissettiğimiz duygu ile değil yaptığımız eylem ile alakalıdır. Buna rağmen genellikle suçun objektif ve subjektif açıları arasında yakın bir ilişki vardır; işlediğimiz bir hatadan dolayı gelen gerçeklik ile subjektif olarak hissettiğimiz pişmanlık ve rahatsızlık.

Suçluluk hissinin bir nevi fiziksel acıya benzediğini düşünüyorum. Acı, vücutta bir şeylerin yanlış gittiğini gösteren bir semptomdur. Acı, sağlık açısından oldukça yararlıdır çünkü vücutta bir şeylerin yanlış gittiğini ve tedavi edilmesini gösteren bir sinyaldir. Hiç suçluluk duygusu hissetmeyen insanlar olduğu gibi fiziksel olarak acı hissetme kabiliyetlerini de tamamen kaybetmiş kimseler vardır büyük tehlike içerisindedirler çünkü vücutlarını tehdit eden bir sorunla karşı karşıya kaldıklarında acıyı hissedemediklerinden sorunu göremezler. Acı bir uyarı sinyalidir, aynı şekilde suçluluk ve suçluluk hissi de öyle. Eğer diş ağrım varsa, dişimde bir problem olduğunu gösterir. Dişimdeki acı beni diş doktoruna yönlendirir öyle ki tedavi edilsin ve acı dursun. Suçluluk hissi de aynı işlevi görmelidir; bizde bir şeylerin doğru gitmediğini bu yüzden yardım almamız gerektiği anlayışına yönlendirir. Bizim bariz bir şekilde açık olan suçluluğumuz ve kişisel olarak hissettiğimiz suçluluk hissi giderildiğinde, büyük bir sevinç hissederiz.

-R.C. Sproul