Hristiyan doktrini olan Önceden Belirleme ve putperest doktrini olan kadercilik birbirleriyle karıştırılarak birçok yanlış anlama ortaya çıkmaktadır. Gerçekte bu iki doktrin arasında sadece tek bir ortak nokta vardır; o da iki doktrinin de gelecekteki bütün olayların mutlak kesinliğini varsaymalarıdır. Aralarındaki temel farklılık ise Kadercilik’in kendi içerisinde kişisel bir Tanrı’ya yer vermemesidir. Önceden belirleme, meydana gelen her olayın, sonsuz bilgelikte, güçte ve kutsallıkta olan Tanrı’nın bu olayların o şekilde gerçekleşmelerini belirlemesidir. Kadercilik ise meydana gelen her olayın kör kişisel olmayan, ahlaki olmayan ve bir akla sahip olmayan, fiziksel gereklilikten ayırt edilemeyen ve tıpkı güçlü bir nehrin bir ağaç parçasını taşıdığı gibi bizi kontrolünde tutan bir güce olan inançtır.

Önceden belirleme, Tanrı’nın sonsuzluktan beri, olayların dünyasal düzende gerçekleşmelerini sağlayarak tek bir plana veya amaca sahip olduğunu öğretir. Tanrı’nın olmasını buyurduğu herşeyin, yeterli sebepler üzerinde kurulmuş mantıklı kararlar olduklarını ve “bütün yaratılışın bu yönde hareket ettiği” tek bir yüce amacın olduğunu öğretir. Önceden belirleme, bu plandaki amaçların ilk olarak Tanrı’nın yüceliği ardından ise O’nun halkının iyiliği olduğunu öğretir. Diğer yandan kadercilik en son nedenler kavramını reddeder. Evrensel bir imparatorluğun yönetimini sonsuz bilgeliğin ve sevginin elinden alarak kör bir gerekliliğin eline verir. Kadercilik, doğanın akışını ve insanlığın deneyimlerini, bilinmeyen ve kendisine karşı savaşmanın ve karşı çıkmanın anlamsız olduğu karşı konulamaz bir güce atfeder.

Önceden belirleme doktrininde  insanın özgürlüğü ve sorumluluğu tam olarak korunmaktadır. Kesinliğin tam ortasında Tanrı insan özgürlüğünün nasıl olacağını belirlemiştir. Ancak kadercilik, hiçbir seçim gücüne veya özgür iradeye yer vermez. İnsanın hareketlerinin tıpkı doğa yasaları gibi kendi kontrolünün tamamen dışında olduğunu, insanın kişisel olmayan ve ahlaki düşüncelere yer vermeyen soyut bir güç tarafından yönetildiğini öğretir. Önceden belirleme ise bütün bunları Tanrı ve insan için eylemlerinin sebepleri ve sonuçları olarak gösterir. Önceden belirleme dine, sevgiye, merhamete, kutsallığa, adalete ve bilgeliğe anlaşılabilir en önemli yeri verirken kadercilikte bunların hiçbirine yer yoktur. Önceden belirleme Tanrı’nın görkemini ve O’nun krallığının bütün yüceliğini gözler önüne sermesine ve hiçbir şeyin sarsamayacağı bir güvence vermesine rağmen kadercilik şüpheciliğe ve ümitsizliğe yöneltir.

Bu yüzden önceden belirleme, bir insan bir makineden veya göksel Baba’nın hiç bitmeyen sevgisi  yer çekimi kanundan ne kadar farklıysa, kadercilikten de o kadar farklıdır. Başka bir yazarın da dediği gibi, “Bu doktrin, yaşamlarımızın ve hassas yüreklerimizin kaderin geniş ve acımasız demirden tekerleklerinde veya şansın çılgın gibi dönen dokuma tezgahında değil, fakat sınırsız iyiliğe ve bilgeliğe sahip olan Tanrı’nın her şeye gücü yeten ellerinde olduğunu bize açıklamaktadır.”

Calvin, bahsettiği doktrinin Kadercilik olduğu suçlamasını defalarca reddetti. Bu konuda Calvin şunları söyledi: “Kader”, Stoacıların çelişkili akıl yürütmelerinin labirentlerinde oluşturdukları gereklilik doktrinlerine verilen addır. Benim tanımladığım şekliyle ve Kutsal Yazılar’a göre önceden belirleme, Tanrı’nın kendi iradesinde bütün insan ırkını, bütün insanları ve şeyleri, ayrıca dünyanın her parçasını ve kısmını sonsuz bilgeliğiyle ve kavranılamaz adaletiyle yönetmesidir.” Tekrardan söylemem gerekirse, eğer bir kez olsun yalnızca kitaplarıma bakmış olsaydınız kader teriminin benim için ne kadar iğrenç bir anlam taşıdığından emin olabilirdiniz. Böylece de aynı iğrenç terimin Augustine’in düşmanları tarafından ona haksızca atfedildiğini de görmüş olurdunuz.

Luther, putperestler arasındaki Kadercilik doktrinin, nasıl hala bütün insanların içinde hala bir Tanrı kavramı bulunuyorsa aynı şekilde Önceden Belirleme’nin bilgisinin ve Tanrı’nın hakimeyeti kavramlarının da hala bulunduğunun bir kanıtı olduğunu söylemişti. Felsefe tarihinde Materyalizm, Panteizm’le birlikte her zaman kendisini kaderci olarak tanıtmıştır.

Hiçkimse tutarlı bir kaderci olamaz. Çünkü iddia ettiklerinde tutarlı olabilmesi için şunları söylemesi gereklidir: “Eğer bugün öleceksem yemek yememin hiçbir anlamı yok çünkü nasıl olsa öleceğim. Eğer yıllarca yaşayacaksam da  şimdi yemek yememe gerek yok çünkü zaten yaşayacağım. Bu yüzden yemeyeceğim.” Önceden belirlemeye göre ise, eğer Tanrı bir insanın yaşayacağını önceden belirlediyse ayrıca bu kişinin aptal bir şekilde intihar edercesine yemeyi reddetmekten uzak kalmasını da önceden belirlemiştir.

Hamilton, “Bu doktrin (kadercilik), yüzeysel bir şekilde paganların kader inancından farklı değildir. Bir Hristiyan değişmez bir determinizmin soğuk ellerinde değil, bizleri seven ve Oğlu’nu çarmıhta bizim uğrumuza veren sevgi dolu göksel Baba’nın sıcak ellerindedir. Bir Hristiyan, Tanrı’nın kendisini sevenlerle ve amacı uğruna çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu bilir. Bir Hristiyan, Tanrı’ya güvenebilir çünkü güvendiği Tanrı’nın tamamen bilge, sevgi dolu, adil ve kutsal olduğunu bilir. Tanrı, sonu başlangıçtan görür öyle ki işler bizim için yolunda gitmediği zaman paniğe kapılmak için hiçbir neden yoktur.”

Bu yüzden bu Önceden Belirleme doktrinini hiç incelememiş veya kötü bir niyetle yaklaşan birisi derhal bu doktrine kadercilik diyecektir. Önceden Belirleme’nin ve Kadercilik’in ne olduğunu bilip de bu hatayı yapan hiçkimsenin mazereti yoktur.

İçinde yaşadığımız evren sistematize edilmiş bir bütün olduğu için, tamamen aklı ve amacı ortadan kaldıran Kadercilik’le, Tanrı’nın herşeyi yarattığını, ilahi takdirinin bütün işlerine yayıldığı, kendisi kendi doğasında özgürken bizlere de kendi doğamızın sınırları içerisinde özgürlük tanıyan Tanrı’yı anlatan Önceden Belirleme doktrini arasında bir seçim yapmak zorundayız. Sık sık suçlandığımız gibi Önceden Belirleme doktrini, pagan kadercilik anlayışıyla aynı olmaktan öte, tam tersine kaderciliğe kesin bir şekilde karşıdır ve bu konudaki tek alternatiftir.

Yazan: Loraine Boettner
Çeviren: Yüce Kabakçı