Eğer günaha düşüş olmasaydı, insanların bu dünyayı nasıl terk edeceğini bilmiyor olacaktık; bu durum bazıları için insanın dünyayı terk etmek zorunda kalacağı konusuna bile şüpheyle yaklaşmasına neden oldu. Ama mevcut durumda, hem günahın meyvesi hem de Tanrı’nın yargısı olarak beden ve ruhun, bedensel ölüm yoluyla ayrılması hayatta kesin olan şeylerden biridir. Ruhun (kişi) bedenden ayrılışı, en başta insana Fiziksel ölümü getiren ve bu dünyayı Mesihsiz terk edenler için daha da derinleşecek olan Tanrı’dan ruhsal olarak ayrılmışlığın işareti ve simgesidir. Bu nedenle, ölüm doğal olarak bir düşman ve korku olarak görülür.

Hristiyanlar için Fiziksel ölüm korkusu ortadan kalkmış olmasına rağmen ölümün tatsızlığı sürmektedir. Dirilmiş Kurtarıcı İsa’nın kendisi bizzat herhangi bir Hristiyan’ın yüzleşebileceğinden çok daha travmatik bir ölümden geçmiştir ve şimdi, bu dünyadan öteki dünyaya, onlar için hazırladığı yere doğru yol alan hizmetkârlarını desteklemek için yaşamaktadır. Hristiyanlar yaklaşan ölümlerini İsa’nın sadakatle tuttuğu takvimindeki randevu zamanı olarak görmelidirler. Pavlus, “Benim için, yaşamak Mesih’tir, ölmek kazançtır. … Dünyadan ayrılıp Mesih’le birlikte olmayı arzuluyorum; bu çok daha iyi” diyebildi, zira “bedenden uzakta” olmak “Rab’bin yanında” olmak demektir.

Ölüm geldiğinde imanlıların ruhları (yani, varlığını sürdüren imanlıların kendileri) kutsallıkta yetkinleştirilir ve cennetin tapınma yaşamına girerler. Diğer bir deyişle, yüceltilirler. Buna inanmayan bazı kesimler ise, ölümden sonra esasen Tanrı’yı görmeye hazırlık amacıyla kademeli olarak yüreği saflaştıran ve karakteri iyileştiren bir kutsallaşma süreci ya da arınma disiplini olduğunu düşünürler. Ancak bu inanç ne Kutsal Kitap’a ne de akla uygundur, zira eğer Mesih’in gelişinde yeryüzünde hayatta olan kutsallar bedensel olarak değiştirilme anında ahlâki ve ruhsal olarak kusursuzlaştırılacaklarsa, ölüm anında ölümlü beden geride bırakıldığında her imanlı için aynı şeyin geçerli olduğunu varsaymak gayet normaldir. Diğerleri ise ölüm ve diriliş arasında bilinçsiz bir uyku süreci (ruh uykusu) oldu- ğunu öne sürerler, ama Kutsal Yazılar bilinçli ilişkiden, bağlılıktan ve zevklerden söz eder.

Ölüm kaderimiz için belirleyicidir. Ölümden sonra kaybolmuşlar için kurtuluş olasılığı yokturk – o andan sonra gerek imanlılar gerekse tanrısızlar bu hayatta ektiklerini biçerler.

Ölüm iman edenler için kazançtır, çünkü ölümden sonra Mesih’in yanında olurlar. Ama bedensizleşmek kazanç değildir; insanlar bedenlerini kendilerini ifade etmek ve deneyim kazanmak için kullanırlar. Bedensiz kalmak, sınırlanmak ve tam manasıyla yoksullaşmak demektir. Bu yüzden Pavlus, “soyunmak” değil, diriliş bedenini “giyinmek” (yani yeni bedene kavuşmak) ister. Göksel yaşam sürmek üzere dirilmek Hristiyanların gerçek umududur. Ölüm ve diriliş arasındaki “ara” ya da “geçici” durum bu dünyadaki hayattan daha iyi olduğu gibi, diriliş yaşamı daha da iyi olacaktır. Aslında en iyisi olacaktır ve Tanrı’nın tüm çocukları için hazır tuttuğu zenginlik işte budur. Haleluya!

-J.I. Packer

*J.I. Packer’ın “Teolojiye Giriş” Kitabı’ndan alıntıdır.