Öyle sanıyorum ki, hepimiz Olimpiyatları büyük bir zevkle izledik. Bende bir çok mücadeleyi yakından seyrettim ve Olimpiyatları tüm diğer şampiyonalardan daha özel olduğunu bir kez daha anladım. Her birimiz eminim ki hayatla ilgili bir şeyler öğrendi. İşte benim olimpiyatlardan aldığım 4 ders.

1- Sıkı Çalışma ve Disiplin:

Herşeyin ötesinde bir çok sporcunun muhteşem bir disiplin içerisinde bu özel döneme hazırlandıklarını gördüm. Bir çoğunun müsabakalardan önce uyguladıkları kişisel rutinleri ve özel ısınma taktikleri vardı. Bu sıkı çalışma ve disiplin ile sanki günlük işlerini yapar gibiydiler. Tabii stres ve küçük hatalar bazen büyük çalışmaların sonuçlarının negatif sonuçlanmasına neden oldu. Benim buradan öğrendiğim ise sıkı çalışma ve disiplin ile kendi hayatımıza sağlıklı bir rutin getirebileceğimizdir. Disiplin olmadan hayatta başarıyı beklemek büyük bir bencilliktir. Yaptığımız işlere saygı duyarak elimizden geleni sıkı bir çalışma ve disiplin içerisinde yapmalıyız.

2- Alçakgönüllülük:

2012 Londra Olimpiyatlarında beklenmedik bir çok oyuncununda kazandıklarını ancak efsaneleşmiş bazı sporcuların hayal kırıklığına uğradıklarını gördük. Burada bazen kendine olan fazla güvenin zararını görmüş olduk aslında. Gurur’un yıkıcı tarafına tanıklık ettik zaman zaman. Tanrı’nın alçakgönüllülere lütfettiğini anımsattı bizlere bu olaylar.

3- Antrenör farkı:

Çok önemli bir nokta… Belki farkında değiliz ancak iyi sporcuların ardında hep iyi antrenörler var. Bizim hayatımızda da olması gereken bir şey bu. Çevremizde bizi kayıran, yönlendiren, dinleyen birileri var mı? Her insanın hayatında kendinden olgun bir antrenöre ihtiyacı var. Hatta farklı konularda bir kaç antrenöre ihtiyaçları var.

4- Tanrı Kontroldedir:

Sıkı çalışma, disiplin, alçakgönüllü bir tutum ve iyi bir antrenör her zaman kazanmak için yeterli olmuyor. Her şeye egemen Tanrı bazen pekte anlayamadığımız bir yol seçiyor. ‘Neden böyle oldu?’ sorusunu sorduruyor kendimize. Böyle zamanlarda Tanrı’yı dinlemek ve bize ne öğrettiğini anlamak kolay olmasada, yüreğimizi ona vermeliyiz. Kaybettiğimiz zaman sabırla ayağa kalkıp, şükrankar bir tutum içerisinde koşmaya devam etmeliyiz, aldığımız her nefesin Tanrı’nın izniyle gerçekleştiğini unutmadan…

Ben yazıyı yazdıktan hemen sonra Pastör Fikret bana Kutsal Kitap’tan bu ayetleride hatırlattı. Gerçekten bizlerin nasıl olimpiyatçılar olmamız gerektiğini irdeliyor. Amacımızın ne olduğunu bir kez daha gösteriyor bu ayetler.

“Koşu alanında yarışanların hepsi koştuğu halde ödülü bir kişinin kazandığını bilmiyor musunuz? Öyle koşun ki ödülü kazanasınız. Yarışa katılan herkes kendini her yönden denetler. Böyleleri bunu çürüyüp gidecek bir defne tacı kazanmak için yaparlar. Bizse hiç çürümeyecek bir taç için yapıyoruz. Bunun içindir ki, amaçsızca koşan biri gibi koşmuyorum. Yumruğumu havayı döver gibi boşa atmıyorum.” (1 Korintliler 9:24-26)