Süleyman’ın Özdeyişleri’ni düzenli ve bilinçli bir şekilde okumak, imanlıyı ruhsal olgunluğa ulaştıran bir alışkanlıktır. Bu nedenle bu yazıda somut bir öneride bulunmak istiyorum: yeni bir imanlıyı yetiştirirken onu Süleyman’ın Özdeyişleri’ni okumaya özendirin. “Neden özellikle Süleyman’ın Özdeyişleri okunsun?” dediğinizi işitir gibiyim! Güzel bir soru. Bu soruyu yanıtlamak için olgunluk kavramını biraz işlemeliyiz. Ondan sonra yeni imanlının Süleyman’ın Özdeyişleri’nden nasıl yararlanabileceğine bakarız.

İmanlının Olmuşu

Ham bir şeftali yemekten neden zevk almayız? Çünkü tatlı olması gerekirken ekşi; yumuşak ve sulu olması gerekirken de serttir. Bir şeftali bazı belli vasıflara sahip olmalı – şeftalinin doğası budur. Şeftali olgunlaşırken bu vasıfların gerçekleşmesine doğru ilerler. Böylece, olgunluk kavramında bir hedef varsayılmaktadır. Olgun, “olmak” eyleminden türetilen bir sıfat olarak bir varlığın olma hedefine eriştiğini belirtir. Peki, imanlıların “olma hedefi” nedir?

İmanlı yaşamın hedefini, “Mesih gibi olmak” veya “Rab’be yaraşır bir biçimde yaşamak” gibi genellemelerle dile getirebiliriz. Süleyman’ın Özdeyişleri bu aynı hedefi “bilgelikle donatılmak” olarak tanımlar ve üstelik bilgeliğin temel ilkesinin RAB korkusu olduğunu açıklar (1:7; 9:10). Buna göre, bir imanlının yaşamı giderek daha çok RAB korkusuyla doldukça, olgunluğa doğru ilerler.

“Korku mu? Burada bir yanlışlık olmalı!” diyorsunuz belki. “Büyüyen, olgunlaşan bir Mesih imanlısında Tanrı’nın korkusu değil, lütfu, sevgisi, sevinci sergilenir.” Böyle bir tepkimiz olursa, RAB korkusunun boyutlarını ve önemini herhalde henüz yeteri kadar kavramış değiliz. Oysa, Kutsal Kitap’a göre Tanrı yolunda yürümek isteyenler için bilgelik öncelikli bir konudur. RAB korkusu da bilgeliğin özüdür. Bu yüzden Kutsal Kitap’ın RAB korkusu terimiyle neler kastettiğine özet bir şekilde bakmalıyız.

“RAB korkusu hoşuna gidecek”

RAB korkusu terimi yüce Yahve karşısında uygun davranmamızı kasteder. RAB korkusunun Kutsal Kitap’taki boyutları incelendiğinde, şu dört ana yönü ortaya çıkar: saygı, alçakgönüllülük, itaat ve dünya-din ayrımı yapmamak. Bunları açalım.

Saygı: RAB korkusu, sözle anlatılamayacak kadar yüce Yahve karşısında yaşanan duygular yelpazesini içerir. Sözlükte saygı sözcüğü, “çekinme ile karışık sevgi ve değer duygusu” olarak tanımlanır. Tanrı’nın karakterinde, yüce bir uyum içinde, hem şaşılacak sevgi ve lütuf, hem de kusursuz kutsallık ve adalet bulunmaktadır. Bu yücelik karşısında derin bir saygı – hem sevgi, hem de çekinme – duyulur. Bu durumu Akdeniz’in güzelliklerine hayran bir kişiyle örnekleyebiliriz. Bu kişi Akdeniz’i saatlerce sevinçle seyrederek ne kadar geniş, ne kadar güzel, ne kadar değişken, ne kadar da eski ve destani olduğunu derin derin düşünür. Belki de Akdeniz’in güneş doğarken sergilediği güzellikleri bir tablo çizerek yakalamak ister bu kişi. Bu durumda, çizeceği tablonun ne kadar özel olabileceğini düşünerek derin bir haz duyar. Az sonraysa, “Benim çizebileceğim tablo bu yüce güzellikleri layıkıyla yansıtamaz ki!” diye düşünerek üzüntüye kapılır. Üstelik, Akdeniz’in iyiliğine böylesine inanan bu kişi, bir tek mayosuyla donatılmış olarak, karadan uzak, denizin ortasında tek başına bırakılmaya razı olur mu? Sahilden sevinç ve huzur içinde seyredilen deniz bu durumda, tek kelimeyle, korkunç olur. Rab korkusu yüce Rab’bin bütün yönleri karşısında duyulan saygıyı kasteder. Nitekim İbraniler’in yazarı “Böylece sarsılmaz bir egemenliğe kavuştuğumuz için minnettar olalım. Öyle ki, Tanrı’yı hoşnut edecek biçimde saygı ve korkuyla tapınalım. Çünkü Tanrımız yakıp yok eden bir ateştir” diyor (İbr. 12:28-29).

Alçakgönüllük ve itaat: Rab’be duyulan bu derin ve çok yönlü saygıdan doğan iki tepki daha fazla alçakgönüllülük ve itaattir. Biz değil, Yahve Rab’dir. O kusursuzdur, bizse günah işlemeye eğilimliyiz. RAB korkusu uyarınca Yahve’nin isteği doğrultusunda yaşamak içten bir arzumuzdur. Bu yüce Egemen’in buyruklarına itaat ederiz. Bilgelik diyor ki, “RAB’den korkmak kötülükten nefret etmek demektir. Kibirden, küstahlıktan, Kötü yoldan, sapık ağızdan nefret ederim” (Özd. 8:13).

Dünya-din ayrımı yapılmaz: Rab’be duyduğumuz bu derin ve çok yönlü saygı, ibadet ve diğer doğrudan “dini” etkinliklerle sınırlı değil; hayattaki her şeyi ilgilendirir. Süleyman’ın Özdeyişleri bilgeliğin – dolayısıyla, RAB korkusunun da – boyutlarını sergiler. Özdeyişler’de işlenen meselelerin para, emek, tembellik, ticaret, alışveriş, ev, aile, eşya, eğitim, arkadaşlık, komşuluk, para, cinsellik, konuşma, yalan, dedikodu, yönetim, adalet ve nice konuyu kapsadığını anımsayınca, ruhsal hayatımızı günlük hayattan ayıramayacağımızı daha iyi anlarız.

Kaldı ki, bilgeliğin temelinde yatan RAB korkusu ruhsal olgunluğun hedefini güzelce tanımlar. Böylece, gelecek olan Mesih hakkında Yeşaya, “RAB’bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu O’nun üzerinde olacak. RAB korkusu hoşuna gidecek” demiştir (Yşa. 11:2-3a).

Süleyman’ın Hazinesine Girme Ayrıcalığı

Şimdi yeni imanlının (veya herhangi bir imanlının) Süleyman’ın Özdeyişleri’nden nasıl yararlanabileceğine bakalım.

Günde bir bölüm okunur: Ayların çoğunda 31 gün olduğu gibi, Süleyman’ın Özdeyişleri’nin 31 bölümü de var. Böylece ayın gününe denk gelen bölümü (örneğin, ayın onuncu gününde 10. bölümü) okunursa, Özdeyişler’in sürekli ve düzenli okunması sağlanabilir. Bir imanlı, Kutsal Ruh’un yönlendirmesi ve kutsaması için dua ettikten sonra günün bölümünü normal bir hızla okuyarak özellikle ilgisini çeken ayetlerin üzerinde bir kaç dakika derin düşünebilir. Bazen 15 dakika bile sürmeyecek olan bu çalışma, alışkanlık haline getirilirse, imanlının olgunluğa doğru ilerlemesine yararlı olur.

Anlayışla okunur: Kutsal Kitap’ın doğru anlaşılması için okunan bölümün edebi türünün dikkate alınması gerekmektedir. Böylece yetiştirdiğimiz imanlıyı Özdeyişler’i okumaya özendirirken, ona Özdeyişler’le ilgili birkaç temel yorumlama ilkesini öğretmeliyiz. Bu ilkeler şunlardır:

1. Özdeyişler’in paralel yapısı çok önemlidir. Özdeyişler’deki ayetlerin çoğu iki satırdan ibarettir. İkinci satır paralel bir ifade ortaya koyarak ilk satırın anlamını geliştirir. Özdeyişler’deki paralellik, genellikle birleşik, karşıt ve benzetme olarak karşımıza çıkıyor. Birleşik paralellikte ikinci satır birinci satırdaki düşünceyi farklı sözcüklerle tekrarlar (örneğin, Doğru yol yaşam kaynağıdır, Bu yol ölümsüzlüğe götürür; 12:28) veya o düşüncenin devamını vererek tamamlar (örneğin, Geçimsiz kişi kendi çıkarı peşindedir, İyi öğüde hep karşı çıkar; 18:1). Sık sık “ama,” “oysa” veya “ise” sözcüklerini içeren karşıt paralellikte ikinci satır birinci satırdaki düşüncenin tersini ortaya koyarak özdeyişteki kavramı pekiştirir (örneğin: RAB hileli teraziden iğrenir, Hilesiz tartıdansa hoşnut kalır; 11:1 veya Terbiye edilmeye yanaşmayanı yokluk ve utanç bekliyor, Ama azara kulak veren onurlandırılır; 13:18). Benzetme yoluyla sağlanan paralellikte ise, doğal yaşamdan veya günlük hayattan alınan olaylar özdeyişin mesajını örnekler (örneğin: Hoş sözler petek balı gibidir, Cana tatlı ve bedene şifadır; 16:24 veya Kavgacı kadının dırdırı Yağmurlu günde damlaların dinmeyen sesi gibidir; 27:15). Sonuç olarak, bir özdeyişin anlamını kavramaya çalışırken, paralel satırlarının arasındaki ilişkiye dikkat etmemiz önemlidir.

2. Özdeyişler bize vaat değil, ihtimal sunar. Kutsal Kitap’taki bazı ayetler Tanrı’nın bize sunduğu ve kendi kusursuz karakteriyle garantilediği apaçık vaatlerdir. Genelde bir vaadin koşulu var ve o koşul yerine getirilirse vaatte taahhüt edilen şey verilir. Ama Özdeyişler vaatten çok bize olası sonuçları bildirir. Nasıl ki dünyada etki-tepki kuralı varsa, Tanrı’nın kurduğu ahlaki etki-tepki kuralları da var. Buna göre, Özdeyişler’de açıklanan bilgelik yolunda yürüyen (veya yürümeyen) kişi genel olarak belirtilen olumlu (veya olumsuz) sonuçlarla karşılaşacaktır. Bu bağlamda, RAB kişinin yaşayışından hoşnutsa Düşmanlarını bile onunla barıştırır (16:7) ve İşinde usta birini görüyor musun? Öylesi sıradan kişilere değil, Krallara bile hizmet eder (22:29) ayetlerini düşünün. Söz konusu durumlarda düşmanların barışçıl davranması ve iyi ustaların iyi yere erişmesi olması gereken sonuçlardır. Ama bu sonuçlar kaçınılmaz değildir. Özdeyişler bilge kişinin hayatının genel gidişatını tanımlar.

3. Özdeyişler geniş konuların değişik yönlerini vurgular. Hepimizin bildiği gibi, atasözleri kısa ve çarpıcı deyişler olarak renkli ve bazen de abartılı olur. Bir özdeyiş gerçeğin bir yönünü somut bir şekilde ortaya koyar. Bu yüzden bu sözleri yorumlarken gerçeği tam olarak bir ayetten öğrenmeyi bekleyemeyiz. Tersine, Özdeyişler’in aynı konuyla ilgili bütün ayetleri tekil bir özdeyişin yorumsal bağlamını oluşturur. Sözgelimi, sözcüklerimizin ne kadar etkili olabileceği konusunda, Düşünmeden söylenen sözler kılıç gibi keser, Bilgelerin diliyse şifa verir (12:18) ve Her emek kazanç getirir, Ama boş lakırdı yoksulluğa götürür (14:23) ayetlerine bakarak, sözcüklerimiz bazı durumlarda çok etkili ve bazı durumlarda iyice etkisiz olduğunu anlayabiliriz. Özdeyişler kitabı tanındıkça bilgeliğin değişik yönleri giderek daha iyi anlaşılır.

Süleyman’ın Özdeyişleri hakikaten bir bilgelik hazinesidir. Ne mutlu o hazineye girme ayrıcalığına nail olanlara! Yanlış anlaşılmak istemiyorum: ruhsal hayatımızın gelişmesi için Kutsal Kitap’ın her sayfası yararlı ve gereklidir. Ama Süleyman’ın Özdeyişleri bize ruhsal olgunluğun hayatımızın her yönünü ilgilendirdiğini vurgular. Özellikle Mesih’ten uzak ve belki de hikmetsizce yaşamış yeni imanlıların Özdeyişler’den yararlanması önemlidir. Bu yolla yeni ve kutsal alışkanlıklar kazanmaları sağlanabilir. Özdeyişler sihirli sopa değil, ama olgunlaşma süreci- nin değerli bir parçasıdır. Kısa, renkli ve kolayca hatırlanır bu özdeyişler birer bilgelik damlasıdır. Ve, ataların söylediği gibi, “damlaya damlaya göl olur.” (Chuck Faroe)