“Benden uzak dur, ya Rab!” dedi. “Çünkü ben günahlı biriyim.” (Luka 5:8)

Petrus’un bu mucizevi balık yakalama olayına olan tepkisi oldukça ilginçtir. Bir iş adamı sayılır sonuçta, bir girişimci. İsa’ya, “İsa, işimin yüzde ellisi senindir. Her akşam bizle açılmana gerek yok. Kıyıda tekneyi onarmana ağları düzeltmene falan da gerek yok. Tek yapman gereken ayda bir buraya gelip şu yaptığın numaradan bir daha yapmak ve ağlarımı balıkla doldurmak,” diyebilirdi. Ama Petrus’un söylediği bu değildi. Ağların balıkla dolu olduğunu görünce İsa’ya döndü ve, “Benden uzak dur, ya Rab! Çünkü ben günahlı biriyim.” dedi. Aslında o ve diğer elçiler, İsa denizi sakinleştirdiği zaman verdikleri gibi bir tepki vermişti, fazlasıyla korkmuştu. İnsani kelimelerle tanımlayamayacağı bir şey görmüştü. İlahi bir kudretin huzurunda olduğunun farkındaydı. Elçilerin sorduğu soruyu gayet tabii sorabilirdi, “Bu adam kim olabilir?”

Bir çok insanla tanışıyoruz, ve onlarla tanışır tanışmaz istemsizce sınıflandırmaya başlıyoruz. Sokakta yürüdüğümüzde sürekli bunu yapıyoruz, onları süzüyoruz. Şu kişi gülüyor mu? Bu güvenilir duruyor. Şu adam öfkeli mi bakıyor? İnsanları kategorilere ayırıyoruz: güvenli, tehlikeli, iyi, huysuz vesaire. Ama konuşarak dalgalara hükmedip kendisine itaat ettiren bir kişi için kategorimiz yok. O’nun kendisi tek başına bir kategori, bir sınıftır. Bu kişi o kadar farklı ve o kadar bize yabancıdır ki, O’nu koyabileceğimiz bir yer yoktur.

Bir diğer deyişle, Galile Denizi’nde o akşam elçilerin tanıklık ettikleri şey Mesih’in kutsallığıydı. Sıkıntıdayken etkin olabilen gücünü sevdiler, ve bu yüzden tehlikede hissettiklerinde hemen onu uyandırdılar. Ama onlara gücünü gösterdiğinde; “Bu sıradan bir güç değil. Bu kutsal bir güç. Dünya üzerindeki tüm diğer insanlardan farklı biri,” dediler. Ve kendilerini İsrail’in Kutsal’ının önünde buldular, korkuyla titrediler.

Freud hiçbir zaman insanların en çok korktuğu -Freud’un kendisinin de en çok korktuğu- şeyin Tanrı’nın kutsallığı olduğunu anlayamadı. Tanrı aşkın yüceliğini gösterir göstermez, insanlar terör estirdiler.

Eğer bu sabah Mesih tüm yüceliğinde gelip kapınızı çalsa O’na, “Selam dostum, gir içeri,” demezsiniz. Bunun yerine, yüz üstü düşersiniz. Dirilmiş Mesih tüm yüceliği ve kutsallığının ilanı ile gözüktüğünde, tüm yaratılanlar ayaklarının dibine düşecek çünkü o başka biri. O kutsal olan. Bu yalnızca insanlar O’nun sesinde titriyorlar demek değil; emirlerini dinleyecek kulağı olmayan denizler, durmayı anlama kabiliyeti olmayan rüzgar, O “dingin ol,” deyince itaat ediyor. İşte Rab’bimiz budur.

-R.C. Sproul