Yukarıya yazdığım iki önermenin de doğruluğunu sanıyorum her Hıristiyan yaşamında deneyimlemiştir. Öyle ki, bazen yaşamımızda bazı kararlar alıp Tanrı’yla daha yakın bir ilişki kurmaya karar veriyor ve bunun için bilinçli olarak günahtan sakınarak yaşamaya çalışıyoruz. Muhtemelen birçoğumuz bu süreçte duaya daha fazla zaman ayırıyor, Kutsal Kitap okumakla yetinmeyip yardımcı kaynaklardan da araştırarak bilgi ve anlayışını derinleştirmeye çalışıyor.

Ama bazen de öyle zamanlarımız oluyor ki, içimizden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Tüm renkler canlılığını yitirip soluyor, gözlerimizin önüne gri bir perde çekiliyor, bizi geliştirip büyüten şeyler tatsız ve zahmetli görünüyor, sorumluluklar taşınamayacak kadar ağır birer yüke dönüşüyor. Çoğu zaman kısa bir bocalamanın ardından tam bir boşvermişlikle bedenimizin arzusu neyse ona teslim oluyoruz. Böyle zamanlarda tembellik, peşinden günahı da getiriyor. Günahın zevk verici yanını deneyimledikçe acı çeken ruhumuzun feryatlarını bastırabilmek için ellerimizi günah kâsesine daha çok daldırıyoruz. Bu süreç yaşantımızda Tanrı’dan uzaklaştığımız, Kutsal Kitap okumayı, dua etmeyi bir kenara bıraktığımız bir zamana tekabül ediyor.

İkisi de seçeneklerin bir parçasını oluşturuyor ve seçim konusunda seçim yapana özgürlük sunuyor. İlki zor ve sıkıntı verici bir yol olmakla birlikte ödülü büyük, ikincisi kolay ve keyif verici olmakla birlikte sonu uçuruma çıkan bir yol. İlkine dar, ikincisine geniş bir kapıdan ulaşılıyor. Seçim bizim.

Alper Günay