Dağdaki Vaaz (Düzensiz Notlar)

Kötüye Karşı Tutumumuz
Rev. Kerem Koç 28.Nisan.2013

Pasaj: 38 “ ‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz. 39Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. 40Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. 41Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. 42Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.” Matta 5:38-42

Giriş:

Belki de Dağdaki Vaaz’ın en önemli kısımlarından bir tanesi budur. Kötülüğe karşı olan tutumumuzu ele alacağız.
Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin. Rom 12:17a

Yasa’da adaletin sağlanması için tam karşılığını verme prensibi vardı. (Lex Talionis)

22“İki kişi kavga ederken gebe bir kadına çarpar, kadın erken doğum yapar ama başka bir zarar görmezse, saldırgan, kadının kocasının istediği ve yargıçların onayladığı miktarda para cezasına çarptırılacaktır. 23-25Ama başka bir zarar varsa, cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak, yanığa karşılık yanık, yaraya karşılık yara, bereye karşılık bere ödenecektir. 26“Bir adam erkek ya da kadın kölesini gözüne vurarak kör ederse, gözüne karşılık onu özgür bırakacaktır. 27Eğer erkek ya da kadın kölesinin dişini kırarsa, dişine karşılık onu özgür bırakacaktır.” Mısırdan Çık 21:22-27

Ancak İsrail kültüründe yasalar öyle bir noktaya geldiki, hiç kimse gözünü kör ettiği köle için kendi gözünü vermek istemedi. O zaman köleyi özgür bırakmayı seçti. Yani insanlar kendi adalet yasalarını kurmaya başladılar.

Ferisiler ise öç almak istedikleri konularda kişisel olarak bu yasaları kullanmaya çalıştılar. Devlet mahkemesi sisteminden çıkartıp, hayat prensibi haline getirdiler. Öç hırsı ile doldular, öyleki Kutsal Kitap öcü yasaklamıştır.

İsa adalet yasası olarak, bu prensiplere karşı gelmiyordu, unutmayalım Dağdaki Vaaz’ın bir çok yerinde Ferisilerin tutumuna karşı bir tavır var. Ferisiler bu prensipleri hayatın her yerine soktular, en ufak bir problemde yargısız infaza yöneldiler.

I – Kişisel Öç Doğru Değildir. (ADALET)

İsa’nın sorun yaşadığı konu insanların bu yasaları devlet düzeninden çıkartıp hayatın bir parçası haline getirmesi.
İsa ne avukatlara, ne de yasal düzene karşı. Eski Antlaşma’nın bu kuralını da hiçe saymakda değil amacı.
Çoğu zaman polis ve asker gücünü, ahlaki ve merhametli bir şekilde kullandığı sürece problem yok. Çünkü günahlı insanlığın düzene ihtiyacı var. Burada pasifist bir anlam çıkartmamalıyız, yani hiç kimseye karşı koymamalı mesajı vermiyor İsa. Öç hırsı ile dolmayın diyor.

Bizim düzenimiz şu anda Tanrı’nın adaletini yansıtmıyor. Cinayet işleyen 3 yıl sonra çıkıyor. Hırsızlık yapan serbest kalıyor. 45-50 defa yakalanan kişiler var televizyonda görüyoruz sürekli. 3 gün sonra serbest… Peki o kişinin çaldığı elini kesersen? ‘Oooo ne kadar sert ne kadar acımasız bir karar’ deriz… Öldüren kişiye öldürme cezası verirsen, ‘ooo herkesi asmamız gerekir o zaman’ deriz… Adil düzenden bahsediyoruz. O zaman sınır nerede olmalı? Kutsal Kitap göze göz diyor, bununla beraber merhametli olma gibi bir seçiminde var elbette. Ancak düzen adil olmalı, malesef bizlere böyle ağır suçları algılayamıyoruz. Kuzey Amerika’ya bakalım, bazı suçlarda 30 sene 40 sene ceza evinde kalan insanları görebilirsiniz.

Adil düzen adaletli olmayınca insanlar kendileri adaleti sağlamaya başar… Müslüman kıza yaklaşan bir Yahudi, vücudu parçalanana kadar kızın abileri tarafından arabaya iple bağlanarak gezdirildi. Çocuk ölmedi, aylar sonra hastaneden çıktı ve çıktığı gün infaz edildi. İnsanlar kendileri yasa olmak istiyorlar. Doğu’da bu çok olan bir durum, Orta Doğu’da kan davalar bitmek bilmiyor. Dişe karşılık göz almaya başlıyor insanlar.

II- Öç Hırsı Değil, Bağışlama… (MERHAMET)

O kültürde elinin tersi ile vurmak aşağılamak demekti. Birisi size vurduğunda ne yapıyorsunuz. Ben küçükken hatırlıyorum. Çok kavgacıydım, hemen hazırdım atlamaya. Çocukken bu durum çok doğal, sana yan bakana direk saldırırsın. Çözüm budur. Ancak senin de bir farkın kalmıyor o zaman diğer kişiden…

Bundan yıllar önce İskoçya’da bir bomba patladı. IRA denilen bir terörist grubun saldırısıydı bu. Oradan geçmekte olan bir Hristiyan ailenin kızlarından bir tanesi o kargaşada kayboldu. Toz bulutu her şeyi içine almıştı. Saatlerce aradılar ancak bulamadılar, ve kız sonunda ölü olarak bulundu. Çaresiz baba sonunda kızının öldüğünü öğrendi. Bunun ardından daha saatler geçmeden gazeteciler mikrofonu dayadılar adamın suratına… Öfkeli misiniz, öç almak istiyor musunuz? Göz yaşlarını tumamayan adam şöyle dedi. ‘Hayır öç almak istemiyorum, tek istediğim bu insanların İsa Mesih’i tanımaları, böylelikle barış ve esenlik Tanrısının kim olduğunu bilecekler, ve eğer O’nu tanırlarsa, bir daha asla böyle bir olayın parçası olmayacaklar.’

Siz aşağılandığınızda, birisi sizi zor duruma bıraktığında, canınızı yaktığında, birisi zorla sizden bir şey istediğinde, yüreğinizde dolan şey ne? Bu insanlardan nefret ediyorum, her biri ceza almalı, ölmeli mi? Yoksa bu insanlar çok kötü bir şey yaptılar. Onlar için dua edeceğim, bu hatalarını görüp vazgeçsinler. Merhamet mi öç hırsımı doluyor yüreğiniz?

Adalet elbette isteyebilirsiniz, tartışmasız bomba patlatan birisi bağışlanmış olsa dahi ıslah edilmelidir ki çok büyük bir yanlışın parçası olduğunu anlayabilmelidir. Ama bu adalet isteği daha öfke ile beslenmemeli ama bu kişilere doğruyu öğretme arzusu ve merhametle dolmalıdır.

III- Sadece Bağışlama ile Değil, Lütufla… (LÜTUF)

Bu üçüncü adım sadece bağışlamaktan ibaret değil, sevmeyide içeriyor.

İsa Mesih müjde uğruna, sadece çarmıha gerilmedi, aynı zamanda bağışladı. Bağışladı ve ona iman edenlere sonsuz yaşamı vaat etti. Bu vaat sizin dudaklarınızdadır. İsa çarmıhtayken Baba onları bağışla diye Rab’be seslendi.

Soru:

Tavırlarımız Tanrı’yı aşağılıyor mu? Kabul edilebilir mi? Tanrı’yı yüceltiyor mu?

Adalet kabul edilebilir olabilir, ama bir insanı mahkemeye çıkartmak zorunda değilsiniz. Mahkemede ise o kişi ceza alabilir, ancak hayatta her şey mahkemelik olmak zorunda değildir. Hakkınız diye onu kullanmak zorunda değilsiniz.

Pavlus, Roma vatandaşı olduğu halde bunu kullanmadı. Bu onun hakkıydı ama pek çok sefer, kimse budan haberdar bile değildi. Yunus, kardeşleri onu köle olarak sattıklarında dahi affetti ve Mısır’ı yönetmeye başladığında dahi onları cezalandırmadı.

Sizden bir şey isteyene verin prensibide çok önemli. Sadece sizi seven kişilere karşı değil, size düşman olanlara karşıda merhameti hayatımızın bir parçası yapmalıyız.

Adalet, Merhamet ve Lütuf…

Adalet – Birisi telefonunuzu çalarsa o kişiyi polise götürürsünüz. (Telefonunuzu geri alırsınız)
Merhamet – Birisi telefonunuzu çalarsa o kişiyi bağışlarsınız. (Telefonunuzu geri alırsınız)
Lütuf – Birisi telefonunuzu çalarsa o kişiye telefonunuzu hediye edersiniz.

Yüreğiniz nasıl bugün? Size karşı olanlara, sevgi hissetmediğiniz, günahla dolu olduğunu düşüdüğünüz kişilere karşı? Öfke ile doluysanız size söyleyeyim. Bu problemi kendiniz yenemezsiniz. Mesih’in lütfuna ihtiyacınız var. Tövbe edin, yüklerinizi taşımak isteyen Rab’be verin.

Kardeşlerim, İsa Mesih sadece adaletli bir şekilde bizlerin çekilmesi gereken cezayı sırtlanmadı, ancak bizleri bağışladı ve hakettiğimiz ceza yerine hak etmediğimiz sevgiyi bize verdi. Ne harika bir kurtarıcı, ne harika bir Tanrı.