Kutsal Yazılar’da genellikle, kutsalların Tanrı’nın varlığını hissettikleri her an; korku ve hayretle doldukları anlatılır. Sonuçta, Tanrı’nın yokluğunda, normalde değişmezliğini ve tutarlığını sürdüren insanların, Tanrı görkemini gösterdiğinde ölüm korkusuyla yere serilecek kadar sarsıldıklarını ve donakaldıklarını görüyoruz –aslında ölüm korkusu onları kahrediyor ve neredeyse mahvoluyorlar. Sonuç olarak, insan kendisini Tanrı’nın görkemiyle karşılaştırıncaya kadar, durumunun aşağılığını fark etmeyerek, asla yeterince etkilenmediğini ve duygulanmadığı sonucunu çıkarmalıyız. Dahası, hem Hakimler Kitap’ında hem de Peygamberlerde bu korkunun sayısız örneği vardır. Tanrı halkı arasında su ifade çok sık kullanılıyordu: “Kesinlikle öleceğiz, çünkü Tanrı’yı gördük” [Hak. 13:22; Ysa. 6:5; Hez. 2:1; 1:28; Hak. 6:22-23; ve baska yerlerde]. Eyüp’ün, Tanrı’nın bilgeliğini, gücünü ve paklığını anlatan öyküsü, insanların aptallıklarını, güçsüzlüklerini ve bozulmusluklarını anlamalarıyla kahrolduklarını gösteren güçlü bir tezi ortaya koyar her zaman (Krs. Eyü. 38:1 vdd]. Bu, nedensiz değildir: İbrahim’in, Tanrı’nın görkemine bakmak için yaklastığında, kendisinin topraktan ve tozdan olduğunu çok daha net anladığını [Yar. 18:27]; İlyas’ın, yüzü açıkken O’nun gelmesini beklemeye dayanamadığını, O’nun görünüsünün bu kadar korku verdiğini [1Kr. 19:13] görüyoruz. Serafların bile korkudan yüzlerini örtmesi gerekirken [Ysa 86:2], çürük [Eyü. 13:28] bir kurt [Eyü. 7:5; Mez. 22:6] olan insan ne yapabilir? Peygamber Yesaya aslında bunu anlatmaktadır: “Ayın yüzü kızaracak, günes utanacak. Çünkü Her Seye Egemen Rab…krallık edecek” [Ysa. 24:23]; yani Rab görkemini ortaya koyduğunda ve görkeminin yaklasmasını sağladığında en parlak sey bile onun önünde karanlık kalacaktır [Ysa. 2:10, 19]. Yine de, Tanrı bilgisiyle kendimiz hakkındaki bilgimiz birbiriyle bağlantılı olsa bile, doğru öğretis sırasına göre, önce birinciyi tartısmamız, sonra da ikinciyi ele almaya başlamamız gerekmektedir.

John CALVIN