“Kendiliğimden Bir Şey Söyleyemem!”

Kim böyle konuşur? Sorumluluk üstlenmekten kaçan, vatandaşı başından savmaya çalışan bir memur mu? Yoksa daha bilgili kişiye danışmadıkça ne söyleyeceğini bilemeyen, özgüveni olmayan bir acemi mi? Başka bir olasılık var: Baba Tanrı’nın bildirisini en ufak şekilde çarpıtmamaya kararlı “sadık ve gerçek tanık” olan Rab İsa Mesih.

Yeryüzündeki hizmeti sırasında İsa Mesih kendiliğinden hareket etmediğini belirtmekten hiç usanmamıştır. Yahudi yetkililere neden “çalışmayı” bırakmayarak bir hastayı Şabat gününde iyileştirdiğini anlatmak suretiyle İsa, “Babam hâlâ çalışmaktadır, ben de çalışıyorum…Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul, Baba’nın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar…Ben kendiliğimden hiç bir şey yapamam.” dedi (Yu. 5:17, 19, 30).

Genelde konuşmacılar özgün birşeyler söylemekle övünür. Söylediklerinin tümü başkasının sözlerini yansıtırsa, konuşmacı bu durumu dinleyicilere çaktırmaz. Oysa İsa’nın işi gücü sözlerinin özgün olmadığını vurgulamaktı: “kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba’nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız… Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum…” (Yu. 8:28; 14:10).

Rab İsa kendiliğinden konuşmadığını neden vurgulamıştır? Çünkü bulunduğu durumun yalnızca iki olasılığa izin verdiğinin farkındaydı: söylediği sözler ya Tanrı’nın bildirisiydi ya da kendine özgü uyduruk sözlerdi: “Benim öğretim benim değil, beni gönderinindir. Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir” (Yu. 7:16-17). Özgün birşeyler söylemeye gayret eden konuşmacı kendini önemli göstermeye çalışır. Gönderenin mesajını aynen iletmeye özen gösteren konuşmacı gönderenin ne kadar önemli olduğunu vurgular. “Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur.” (Yu. 7:18). Tanrı bildirisini ileten kişinin kaygısı özgün konuşmak değil, sadık olmaktır.

Kendiliğinden konuşmadığı için İsa kendini aşağılanmış, sözlerini de etkisiz olarak görmüş müdür? Tam ters! Baba’nın mesajını tam bir sadakatle ileten İsa, söylediği sözlerin etkisi ve yetkisinin tam olduğundan emindi. Yahudilere, “Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecektir” diyebildi (Yu.8: 51). Öğrencilerine, “Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz” de demiştir (Yu.15:3). Mesajını hor görenlere de: “Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. O kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür. Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Baba’nın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu.” dedi (Yu.12:48-49).

İsa kendisi gibi başka bir yardımcıyı öğrencilerine göndereceğine söz verdi. “Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek…O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alıp size bildirecek. (Yu.16:13-14). Oğul’un hizmetiyle Ruh’un hizmetinin arasındaki müthiş paralelliği fark ettiniz mi? Kutsal Ruh kendiliğinden konuşmayarak kendisini gönderen İsa’yı yüceltecek.

İsa’nın dünyaya gönderildiği gibi, biz de dünyaya gönderildik. Nitekim İsa, “Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum.” demiştir (Yu.20: 21). Bu ne demek? Beden almış Tanrı değiliz. Çarmıhta ölüp üç gün sonra dirilmeyeceğiz. Ama, İsa’nın yaptığı gibi, kendiliğimizden konuş- mamalıyız. Dünyaya sadık bir şekilde iletmek üzere Tanrısal bildiri bize emanet edilmiştir. Tanrı Sözünü sindirmiş, ona göre yaşayıp doğru ileten işçiler olmak, ana hedeflerimizden biri olmalıdır.

Mesih’te büyük bir özgürlüğümüz var. Ama Mesih’in mesajını iletirken, kafadan atmaya özgür değiliz. “Kendiliğimden bir şey söyleyemem” demek sorumluluktan kaçmak değil, ciddi bir sorumluluk üstlenmektir! (Chuck Faroe)