İbranilerin yazarı imanı, “iman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır,” diye tanımlıyor. İman umudu dolduran şeydir. Umut, imana sarıldığında güvence yaratır ve bu güvence hiçbir şeye sahip olmaktan daha önemlidir. İman aynı zamanda görünmeyen şeylere kanıt sağlar. İman kör değildir. Kör olmaktan ziyade, görüşü daha keskin ve nettir. Kendisinin kanıtı spekülasyona değil ancak bizim görmediğimiz Tanrı’nınsa gördüğü güvenceye dayanır. Tanrı’nın söylediği vaatlerin güvenilirliğine dayanır.

Tanrı’da inanmak bir şey, Tanrı’ya bizzat inanmak ayrı bir şeydir. Tanrı İbrahim’e daha iyi bir ülke göstereceğini söylediğinde İbrahim Tanrı’ya bizzat inandı. Daha sonra Yaratılış 15’te Tanrı antlaşma vaadini anımsadığında tekrar Tanrı’ya inandı ve bu iman ona doğruluk sayıldı. İmanıyla aklandı.

İbrahim’in imanı Tanrı’ya imanından ötürü itaat edişinden gerçekliği görüldü. Gerçek iman itaatkar imandır. İbrahim kendi yaşamında Tanrı’nın çağrısına itaat etti – ve bu itaati o ülke için yola koyulduğunda gösterdi. İmanı onu harekete geçirdi.

Tanrı’nın Önünde Yaşamak: Bugün imanınızı nasıl eyleme dökebilirsiniz? İmanınızla nasıl hareket edebilirsiniz?

Romalılar 4:17-22: “Bu nedenle vaat, Tanrı’nın lütfuna dayanmak ve İbrahim’in bütün soyu için güvence altına alınmak üzere imana bağlı kılınmıştır. İbrahim’in soyu yalnız Kutsal Yasa’ya bağlı olanlar değil, aynı zamanda İbrahim’in imanına sahip olanlardır. “Seni birçok ulusun babası yaptım” diye yazılmış olduğu gibi İbrahim, iman ettiği Tanrı’nın –ölülere yaşam veren, var olmayanı buyruğuyla var eden Tanrı’nın– gözünde hepimizin babasıdır. İbrahim umutsuz bir durumdayken birçok ulusun babası olacağına umutla iman etti. “Senin soyun böyle olacak” sözüne güveniyordu. Yüz yaşına yaklaşmışken, ölü denebilecek bedenini ve Sara’nın ölü rahmini düşündüğünde imanı zayıflamadı. İmansızlık edip Tanrı’nın vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrı’yı yüceltti. Tanrı’nın vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümüyle güvendi. Bunun için de aklanmış sayıldı”

-R.C. Sproul