Birkaç yıl önce, Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Fortune 500 diye bilinen müesseselerden biriyle yönetim kurulu odasında yaptığım bir toplantıyı anımsıyorum. Başkan, yönetim kurulu başkanı ve kuruma ait birkaç başkan yardımcısıyla teoloji, felsefe ve etik ile bunların birbirleriyle olan ilişkilerine dair bir mesele üzerine konuşuyordum. Tartışmanın sonunda yönetim kurulu başkanı bana doğru döndü ve şöyle dedi: “Eğer sizi doğru anladıysam, söylediğiniz şey iş konusunda izlediğimiz politikaların tümüyle etik kurallara temas ettiği, bu etik kuralların felsefe ile ilişkili olduğu ve nihai olarak da tüm bunların teoloji ile ilgili olduğudur, doğru mu?” Bunun üzerine, “Evet” dedim, “anlatmaya çalıştığım şey tam olarak budur.”

Yönetim kurulu başkanının zihninde hayatı boyunca ilk kez bir ışık yanmış gibiydi. Bu ilkenin başkan için bu kadar anlaşılması güç bir niteliğe sahip olması beni hayrete düşürmüştü.

Etikten söz ettiğimiz zaman kastettiğimiz şey doğru olanın yerine getirilmesidir. Hristiyanlar olarak —Hristiyan perspektifinden bakıldığında— bizim için doğruluğa ilişkin olarak en yüksek ilkenin ve en üst standartın Tanrı’nın karakterinde yattığına ve O’nun kusursuz bir doğruluğa sahip olduğuna inanırız. Bu nedenle de Kutsal Kitapsal etik (ahlaki) değerlerin iş dünyası ile son derece büyük bir ilişkisi söz konusudur. Burada, Tanrı’nın bize hırsızlığın yanlış bir şey olduğunu söylemesi gibi basit şeylerden söz ediyorum. Dürüstlüğün değerini takdir edebilmek ve iş dünyasında özel mülkiyet hakkına saygı gösterebilmek için Hristiyan olmanıza gerek yoktur.

Bir keresinde, Orlando Florida’da otomobil satışı yapan bir satıcıya 5000 dolar ödeme yapmış ve satıcının aldığı bu paraya rağmen hiçbir iş yapmamış olması karşısında hayretler içinde kalmış olan biriyle konuşmuştum. Adamın eşi bu olay neticesinde büyük bir üzüntü yaşamıştı ve “Bir insan bunu nasıl yapabilir? Bu düpedüz dolandırıcılıktır” demişti.

Bir işadamı bir başkasının parasını çaldığında, bu olaya maruz kalan kişinin bundan dolayı kendisini mağdur hissetmesi için Hristiyan olmasına gerek yoktur. Kutsal Kitap bize, yaptığımız anlaşmaları yerine getirmemiz ve bu yolla onu onurlandırmamız, faturalarımızı ise zamanında ödememiz gerektiğini söylüyor. Hangi işadamı, müşterilerinin kendisine olan borcunu zamanında ödemesi karşısında bunun değerini takdir etmez?

Kutsal Kitap bize eksik tartı ve ölçü konusunda çok şey söylemektedir. Parfüm ya da ketçap aldığınızda bunların olması gerekenden eksik olması halinde ne hissedersiniz? Bu ticari bir politikadır, ama bunların tümü aynı zamanda son derece pratik ve somut birer etik ilkedir ve işin yerine getirilmesi konusunda merkezi bir konum işgal eder. Dürüstlük, çalışkanlık ve haysiyet gibi erdemler konusunda Hristiyanların köşeleri yoktur. Bu erdemler iş dünyasının hüküm sürdüğü her yerde büyük öneme sahiptir; ama daha da önemlisi, bizim bu iş dünyası içinde insanlara nasıl davrandığımızdır.

İnsanlara gereken saygı ve değeri gösteriyor muyuz?  Müşterilerimize ve çalışanlarımıza gereken saygıyı ve değeri göstermek, Hristiyan etiğinde en yüksek önceliğe sahiptir.

Bu kısa makale 1996 yılında R.C. Sproul tarafından yazılmış ve “That’s a Good Question!”dan, Tyndale’in izni ile alınmış; Türkçeye çevirisi Alper Günay tarafından yapılmıştır.