Hayatımızda gerçekten kaç defa ‘Tanrı’nın benim için ne istediğini biliyorum’ diyen birilerini gördünüz? Ara sıra bunu söyleyen ve bir hafta sonra başka şeyler hisseden fazlaca duygusal inanlılardan bahsetmiyorum. Bu gruptan fazlasıyla var hayatımızda.

Bir Pastör olarak sizinle yüreğimi paylaşmak istiyorum. Ben neredeyse Tanrı’dan hiç bir şey duymuyorum. Kuru, hissiz bir adamım diyelim. Ne beni yönlendiren bir ses duyuyorum, ne bir görüyorum, ne de bir fısıltı işitiyorum… Tabii imanımın zayıf olduğunu söyleyen fazlaca duygusal grupta herhangi bir İncil metinine dayanmadan yine tecrübelerle bana saldıracaktırlar şimdi.

Fakat insan hiç bir şey hissetmeden nasıl olurda yaşar, öyle ki Pastörlük yapar insan. Öncelikle bu durumun kötü ya da abes bir şey olmadığını söylemek istiyorum ya da imanla ilgili olmadığını… Ben tüm yüreğimle Kutsal Yazıların otoritesine inanıyorum ve beni yönlendiren tek otoriteninde Tanrı sözü olduğuna güveniyorum. Bununla beraber hayatımda elbetteki Tanrı çalışıyor. Tabii ki zaman zaman Tanrı’nın beni yönlendirdiğini hissediyorum ya da mucizevi bir şekilde kapıların açıldığı harika durumlar oluyor. Ancak açık ve net olarak algıladığım hiç bir şey yok hayatımda.

İşte benim sorum burada geliyor. Peki ya hiç bir şey hissetmeseydiniz benim gibi, hala Tanrı’yı sevmeye, onun ardı sıra gitmeye, onu yüceltmeye devam eder miydiniz? Malesef o kadar çok inanlı, artık birşeyler hissetmediklerini söyleyerek kiliseden ayrılıyorlar ki bu Mesih İnanlılarının sırtlarını Kutsal Yazılar’a değil ama tecrübelere yasladığını gözler önüne seriyor.

Kilise’de olma nedenimiz Tanrı’nın bizi hissedilir bir şekilde bereketlemesi, bize yardım etmesi, hoşnut etmesi değildir. Günahının farkına varmış olan bireyin, tövbe edip Tanrı’yı yüceltmesi ve hayatını ona vermesidir. Yani mesele Tanrı’nın bize olan tutumu değil (ki bu açıktır), bizim Tanrı’ya karşı olan tutumunuzdur.