Gazetelerde ve internette yayımlanan birçok makaleye bakılırsa, Hıristiyanlar’ın giriştikleri hayırseverlikler samimiyetsizdir, yıkıcı ve bölücü amaçlar güden misyonerlerin sinsi bir taktiğidir. Söz konusu makalelerin yazarlarına göre, hem Türkiye’deki hem de dünyanın diğer ülkelerindeki depremzedelerin imdadına koşan, hasta, muhtaç veya kimsesiz insanlara yardım eden ve bunlar gibi çeşitli ‘hayırsever’ girişimlerde bulunan Hıristiyanlar takdir değil, kınamayla karşılanmalıdır.

Acaba, suçlanmamak için bunları yapmaktan vaz mı geçsek?

Yaptığımız iyilikler, ‘siyasi Hıristiyanlık’ın birer hileli oyunu olarak yorumlanıyor ve bu yüzden insanlara kötü bir izlenim bırakıyorsa, böyle eleştirilere mahal vermemek için belki de bunları yapmaktan vazgeçmeliyiz. Böylece, iyilikler yapmayarak Rabbimiz İsa Mesih’e iyi bir tanıklık etmiş oluruz!

Ayrıca lütufla kurtulduğumuza göre, sevap kazanmak için iyilik yapmamıza da gerek yok; iyilikler yapmamızın Mesih’in çarmıhta sağladığı aklanmaya bir katkısı olmaz ve yapmamamız tamamıyla tanrısal olan bu aklanmayı eksiltmez. Nitekim Pavlus, “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir” demiyor mu ?(Ef.2:8- 9).

Özet olarak, iyi işler yapmaktan vazgeçersek medyada utandırılmaktan kurtuluruz ve üstelik ruhsal bir kaybımız olmaz. Hatta kardeşlerimize durum değişinceye kadar iyilik girişimlerimizin askıya alınacağını bildirmeliyiz. Böyle söylemekle yanılıyor muyum?

Evet, yanılıyorum! Hıristiyanlar hayırseverlikten vazgeçmeli demekle yüzde yüz yanılıyorum! Hıristiyan olarak birçok şeyden vazgeçmeliyiz: Cinsel ahlaksızlık, kibir, kin, kıskançlık, affetmezlik, dedikodu, para sevgisi vs. Ama iyilik yapmaktan asla vazgeçemeyiz.

Hıristiyanlar’ın neden hayırseverlikten vazgeçemeyeceklerini anlamak için, yukarıda aktarılan İncil ayetlerinin devamını okumak yeterlidir: “Çünkü biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık” (Ef.2:10). En Büyük Usta’nın yapıtıyız ve O’nun yüce tasarımına göre, “iyi işler yapmak üzere… yaratıldık.” Basit bir örnek düşünün: Farz edelim ki son derece yetenekli bir usta bir kitaplık tasarladı ve bunu yaptı. “Ustanın çok şahane bir kitaplık yaptı ama ona hiç kitap konmayacak” desek saçma olmaz mı? İyi işler yapmayan Hıristiyan, içine kitap konmayan kitaplık gibi, yaratılış amacından sapmış olur.

Yazının başlarında hayırseverlikten vazgeçme önerisini okuduğunuzda bunu yadırgadınız değil mi? İyilikler yapsak da olur, yapmasak da olur diyebilen kayıtsızlığı İsa’nın halkına yakıştıramadınız. Çünkü neden? İsa, lakayt bir halk edinmek için kendini feda etmedi: “Mesih bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait, iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere kendini bizim için feda etti” (Tit.2:14).

İncil’in tanıklığına göre Rabbimiz İsa, her yanı dolaşarak iyilikler yapıyordu (Elç.10:38). Buna rağmen, İsa sık sık iftiraya uğradı: Zinadan doğduğunu söylediler (Yu.8:41). Şeytan’ın gücüyle cinleri kovduğunu ısrar ettiler (Luk.11:15). İsa’ya obur, ayyaş ve aldatıcı lakaplarını bile yakıştırdılar (bkz. Luk.7:34; Mat.27:63)! O’na duydukları kin yüzünden İsa’nın düşmanları ne O’nun gerçek kimliğini ne de misyonunun gerçek niteliğini kavrayabildiler.

Böylece İsa, halk arasında tartışma konusu olmuştu: “Bazıları, ‘İyi adamdır’, bazıları da, ‘Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor’ diyorlardı” (Yu.7:12). Emin olabiliriz ki, biz de bu günlerde halk arasında benzer bir şekilde tartışılıyoruz.

Peki, ne yapmalıyız? Sevgi adına, samimiyetle, iyilik yapmalıyız. Nitekim İncil bize şöyle buyurur:

“İnanmayanlar arasında olumlu bir yaşam sürün. Öyle ki, kötülük yapanlarmışsınız gibi size iftira etseler de, iyi işlerinizi görerek Tanrı’yı, kendilerine yaklaştığı gün yüceltsinler” (1Pe.2:12)

İsa’nın halkı için, ne olursa olsun, hayırseverlikten vazgeçmek yok!

(Chuck Faroe)