“Ne kadar sıkıcı!” lafını seyirciye dedirtmemek medyada çalışanların başlıca kaygılarından biridir. Çünkü seyircinin canı sıkılırsa, “zapçılık” yapar. Zapçılık yaparsa da, “reyting” düşer. Bu durumda reklam satışları azalır. Sonuç olarak işin (parasal) tadı kalmaz.

Haber programlarında önemli olaylar güvenilir bir biçimde aktarılarak yorumlanmalıdır. Ama seyirci eğlendirilmek isteyince haberler magazinleştirilir. Gerçek olaylar yeteri kadar heyecan verici olmayınca da “mankenlik” haberlere başvurulur. Seyirciler masalları gerçeğe tercih ederse haber programlarının yapımcıları ne yapsınlar? Seyirci velinimet değil midir?

Fakat bu işin ilginç bir yanı var: Haberler magazinleştikçe reyting artar ama saygınlık düşer. Popüler olmak her zaman inanılır olmak anlamına gelmez.

Reyting saplantısından sıyrılmış, aklı fikri haberleri güvenilir bir biçimde duyurmakta olan sunucu ne kadar farklı olur, değil mi? İnanılır olmak için popüler olmamayı göze alan bir haber sunucusu apayrı olur.

Ama bu sorun ne kadar ilginç ve güncel olursa olsun, bu derginin konusu medya değil, ruhsal hizmettir. O halde, medyadaki bu gelişmeler bizi hangi açıdan ilgilendirebilir? Şu açıdan ilgilendirir: Biz de haberi – İsa Mesih’le ilgili iyi haberi – insanlığa sunmaya çağrılan insanlarız.

Kutsal Ruh’un denetimi altında olarak elçi Pavlus bu haberi nasıl nitelendirdi? Bu haber kendi malımız değil, kutsal bir emanet: “Mübarek Tanrı’nın bana emanet edilen yüce Müjdesi”dir (1Ti. 1:11). İnsanları gerçek sağlığa kavuşturan “iyi öğreti”dir (1Ti. 1:10). Üstelik, bu haber insandan gelen bilgi değil: “Tanrı sözü” ve “Tanrı bildirisi”dir (2Ti. 4:2, 17).

Pavlus, Timoteos’a sözde Mesih’in hizmetini yapan bazı kişilerin insanlara “ruhsal asparagas” sunduklarını belirtti. Müjde’nin net ve güvenilir iletilmesinin yerine bu kişiler neleri önemsemekteydiler? Pavlus şöyle tabirler kullanır: boş konuşmalar (1Ti. 1:6), kocakarı masalları (1Ti. 4:7), kelime kavgaları (1Ti. 6:4), yalan yere “bilgi” denen düşünceler (1Ti. 6:20), bayağı, boş sözler (2Ti. 2:16) ve saçma, cahilce tartışmalar (2Ti. 2:23).

Tanrı’nın yüce Müjdesi varken, böyle değersiz şeyler neden önemsensin? Bir bakıma bu bir iştah meselesidir. Tanrı’nın Mesih’te olan lütfunun tadını almış öğretmenler Müjde’yi yansıtmayan böyle konulara pek yönelmez. Ama insanların beğenisini kazanmayı arzulayan vaizler için bu bir arz talep meselesidir. Nitekim Pavlus demiştir ki, “Çünkü öyle bir zaman gelecek ki, sağlam öğretiye katlanmayacaklar. Kulaklarını okşayan sözler duymak için çevrelerine kendi arzularına uygun öğretmenler toplayacaklar. Kulaklarını gerçeğe tıkayıp masallara sapacaklar” (2Ti. 4:3-4).

Böyle bir dinleyici kitlesinin gözünde “daha ilginç” konuları işleyen popüler vaiz olma hevesi hizmetimizi felakete sürükleyen bir tehlikedir. Bu yüzden Pavlus “ama sen” demekle Timoteus’un bunlardan farklı olmasını buyurdu: “Ama sen her durumda ayık ol, sıkıntıya göğüs ger, müjdeci olarak işini yap, görevini tamamla” (2Ti. 4:5). Hizmetimizi özetleyen buyruğun “Tanrı sözünü duyur” (2Ti. 4:2) olduğunu anımsayarak aklımız fikrimiz popüler vaiz olmakta değil, Müjde’yi net ve güvenilir bir biçimde iletmekte olmalıdır.

Bu anlamda popüler olmamaya razı olan vaiz yine de çok iyi “reyting” alır. Çünkü bizi ilgilendiren “reyting” ancak Tanrı’dan alınır: “Kendini Tanrı’ya makbul, gerçeğin bildirisini doğru kullanan, alnı ak işçi olarak sunmaya gayret et” (2Ti. 2:15).

(Chuck Faroe)