Eski ve Yeni Antlaşma, aynı mesajı bildirir. Ancak buna rağmen, mesajın öğretiliş biçiminde bir farklılık göze çarpar. Tanrı’nın İsraillilere karşı olan davranışlarının, bugün dünyadaki inanlılara karşı olan davranışları üç noktadan birbirlerine benzemektedir.

1.     İsrail’in Tanrı’yla barıştırılmasının dayandığı anlaşma, onların işlerine değil, ama tamamıyla onları çağıran Tanrı’nın merhametine bağlıydı.

2.     İsrailliler, meshedilmiş olan, aracılığıyla kurtuluşu göreceklerini duymuşlardı.

3.     Yahudilere verilmiş olan amaçla tüm inanlılara verilen amaç aynıdır ve o da, şimdiki hayatta mutluluk ve zenginlik değil, ama ölümsüzlük ümidiydi.

Pavlus, vaaz ettiği müjdenin “Tanrı’nın…peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılarda önceden vaat” ettiği müjde olduğunu kesin olarak belirtir (Romalılar 1:2). Daha sonra sözlerine devam ederek, müjde aracılığıyla öğretilen imandan gelen doğruluğa Yasa ve peygamberlerin tanıklık ettiğini söyler (Romalılar 3:21).

Tanrı’nın insanlarla yaptığı anlaşma şuydu: “Aranızda yaşayacak, Tanrınız olacağım. Siz de benim halkım olacaksınız.” (Levililer 26:12). Eğer İsrail halkı Tanrı’nın halkı olacaktıysa, O’nun verdiği hayattan, O’nun kutsanmışlığından ve O’nun sağladığı kurtuluştan almaları gerekmekteydi. Tanrı sadece dünyasal mutluluktan sözetmemektedir. O’nun anlatmaya çalıştığı şey, halkının ölümden kurtarılıp, Kendisinin sonsuz merhametiyle korunacak olmalarıydı. Aynı şekilde peygamberler de buna inanmışlar ve Tanrı’nın yönlendirişi altında bunun hakkında yazmışlardı: “Çünkü yargıcımız RAB’dir; Yasamızı koyan RAB’dir, Kralımız RAB’dir, bizi O kurtaracak.” (Yeşeya 33:22). Evet, Yeşeya sonsuz kurtuluşu Tanrı’dan bekleyebileceğini biliyordu. Habakkuk’da Tanrı’nın sonsuz yaşam verdiğini biliyordu: “Ya RAB, kutsal Tanrım, öncesizlikten beri var olan sen değil misin?
Sen ölmeyeceksin” (Habakkuk 1:12).

Liderlerinden bazılarının hayatlarına baktığımızda, İsrail halkının yalnızca dünyasal bereketler aradığını düşünemeyiz. İbrahim, en çok bereketlendiğini hissettiği anda bile Tanrı’nın kendisi için istediğinin en iyisine ulaştığını kesinlikle düşünmemişti. “İman sayesinde İbrahim, … bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakup’la beraber çadırlarda yaşadı. Çünkü mimarı ve yapıcısı Tanrı olan sağlam temelli kenti bekliyordu” (İbraniler 11:9-10). “Bu kişilerin hepsi, ölünceye dek imandan ayrılmadılar. Vaat edilenler kavuşamamış, ama bunları uzaktan görüp selamlamış olarak yeryüzünde yabancılar ve konuklar olduklarını açıkça kabul ettiler.Oysa onlar daha iyisini, yani göksel olanı arzu ediyorlardı. Bundan dolayı Tanrı, onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlara bir kent hazırlamıştır” (İbraniler 11:13-16).