Öncelikle unutmamamız gerekir ki her şeye egemen Tanrı bizi yalnızca dua etmeye çağırmaz ancak bize bunu buyurur. Dua bir görevdir ve bu görevi biz yerine getirirken değişeceğindeb emin olduğumuz tek bir şey vardır, o da biziz. Dua hayatı yaşamak, Tanrı’ya itaat eden bir yaşam demektir.

Ayrıca anlamamız gerekir ki duada istekte bulunmaktan ötesi vardır. Öğrenciler İsa’ya, “Rab bize dua etmeyi öğret,” dediklerinde İsa’nın gücü, hizmetinin etkisi arasındaki ilişkiyi ve duada geçirdiği zamanı gördüler. Açıkça görülüyor ki o dua Tanrı Oğlu için değerli bir girişimdi çünkü kendisini tamamen ona vermişti. Ama “Şöyle dua edin,” diyerek Rab’bin Duasını söylemiş olmasına şaşırdım. İsa’nın onlara farklı bir şekilde yanıt vermesini beklerdim: “Nasıl dua edileceğini bilmek mi istiyorsunuz? Açın mezmurları okuyun,” çünkü onlar esinlenmiş dualardı. Bize dua etmemizde yardımcı olan Ruh, mezmurlarda yazan duaları esinlemiştir. Mezmurları okuduğumda istek ve arzuların Tanrı’ya sunulmasını okuyorum aynı zamanda bir tapınma, şükretme ve günahların itiraf edilmesini görüyorum. Duanın bu yönlerini alın, Tanrı’ya nasıl tapınacağını öğrenen kişiye ne olur? Kişi değişir. Tanrı’ya nasıl şükran sunulacağını öğrenen kişiye ne olur? Tanrı’nın kendi hayatında ki öngörüsünün daha fazla farkına varacaktır ve bu da Tanrı’ya daha fazla şükretmesine neden olur. Günahlarını itiraf ederek zaman geçiren kişiye ne olur? Tanrı’nın kutsallığını sürekli aklında tutar ve ona göre davranır.

Ama dualarımız Tanrı’nın egemen planını değiştirebilir mi? Tabii ki hayır. Tanrı egemen bir şekilde bir şey yapacağını ilan ettiğinde, dünyadaki hiçbir dua Tanrı’nın düşüncesini değiştiremez. Ancak Tanrı yalnızca sonları inşa etmez, ama bu sonlara katılacak anlamları da inşa eder ve O egemen isteğini yerine getirirken sürecin bir parçası da kendi halkının dualarıdır. Bu yüzden dua ederiz.

-R.C. Sproul