Anlamamız gerekir ki iletişim hepimizin daha iyi olmamız gerektiği bir sanattır. Doğal bir biçimde gelişmiyor. Burada bu alanda gelişebileceğiniz yedi prensibi bulabilirsiniz, ve çocuklarınıza da öğretebilirsiniz;

1. Diğerinin düşüncesini açığa çıkarmalıyız. İletişim yalnızca konuşmak değil ama başkalarının düşüncelerini ve hislerini açığa çıkarmakla alakalıdır. Süleyman, “İnsanın niyetleri derin bir kuyunun suları gibidir, Akıllı kişi onları açığa çıkarır,” (Özdeyişler 20:5) diyor. Çocuklarının düşüncelerini dinleyip kendileirini anlatmalarına izin veren ebeveynlere ne mutlu. İyi bir iletişim monolog değil, diyalogdur. Çocuklarımıza konuşmayı, çocuklarımızla konuşuruz.

2. Konuşmalarımızın Kutsal Yazılar’ın hikmetiyle yönlendirilmesine izin vermeliyiz. Tanrı’nın hikmetini, insanın hikmetiyle değiştirmemek konusunda dikkatli olmalıyız. Örneğin, günaha günah, yalana yalan diyebilmeliyiz. Kültürümüzün etkilerini alıp günaha, “zayıflık,” yalana “beyaz yalan,” zinaya “ilişki,” veya itaatkar olmayan kişiye “güçlü karakterli,” dememeliyiz. Çocuklarımızın bizim Kutsal Kitap temelli düşündüğümüzü, konuştuğumuzu ve hareket ettiğimizi bilmeli.

3. İletişimimizde anlayışlı olmayı kullanmalıyız. Bazen çocuklarımızı öğretişlerle boğuyoruz. Onlara bir anda bir çok şey yüklemediğimizden emin olmalıyız. Ben her konuyu ayrı ayrı zamanlarda, bir vakitte tek bir konu üzerine konuşulmasında iletişim açısından, tüm düşündüğümüz konuları bir anda gündeme getirmekten daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çocuklarımız hata yaptığında tüm hatalarını tek bir seferde konuşmaktansa her sorunu kendi içerisinde konuşmalıyız. Yeterince şey söylediğimizden emin olabilmeliyiz. Çocuklarımıza tüm sorunları briden yüklememeli ya da hiç konuşmamazlık etmemeliyiz.

4. Saygılı bir şekilde konuşmalıyız. Bazı ebeveynler toplum içinde çocuklarına karşı aşağılayıcı şekilde konuşuyorlar, kontrollerini kaybediyorlar -söylediklerinde veya ses tonlarında. Onlar adına utanıyorum. Saygılı bir şekilde konuşmak bağırmadan konuşmak demek. Kaç defa bağırdıktan sonra pişman olmadınız? “Çünkü insanın öfkesi Tanrı’nın istediği doğruluğu sağlamaz,” (Yakup 1:20). Bazı zamanlar sesimizi yükseltmemiz gerekebilir, mesela çocuğumuz sokağa doğru hızla koşuyorsa. Ama bunun dışında çocuklarımıza saygılı bir şekilde konuşmalıyız. Onlarda bu sayede bize saygılı konuşmayı öğrenirler. Bazen ses tonumuz, kaygı, endişe, gerginlik hissettirebilir ama bu zamanlarda bile bağırmaktan kaçınmalıyız. Çocuğumuzu azarlayacağımızda, “Seni çok seviyorum ama bu davranışından ötürü hayal kırıklığı yaşadım. Tanrı’nın senden istediği bu değil, ve sende bunu iyi biliyorsun,” demek çok daha yerli yerindedir. Bu şekilde bir azarlama onlara bağırmaktan daha etkili bir sonuç verir.

5. Samimi ve içten bir ilgi ve sıcaklık göstermeliyiz. Birlikte aile olarak zaman geçirdiğimizde, yemek masasında ve diğer zamanlarda, diyalogları olumlu ve ilerleyen bir biçimde tutmalıyız. Her bir çocuğumuza ilgi göstermeli ve olabildiğinde pozitif yönleri görebilmeliyiz; eğer bunu yaparsak, onların olumsuz yönlerinden bahsettiğimizde bizi daha iyi dinleyeceklerdir. Onları ne kadar çok sevdiğimiz konusunda maksatlı olarak davranışlarda bulunmalıyız. Onlara her gün söylemeliyiz. Sekiz ya da onsekiz yaşında olmaları önemli değil, onları ne kadar çok sevdiğimizi her gün duymalılar.

6. Yaptıkları işlere karşı memnuniyet göstermeliyiz. Annem bana karşı bunu uygulardı ve benim için çok anlam ifade ediyordu. Bu yüzden evimizde, birbirimize teşekkür ederiz. Eşime hazırladığı lezzetli yemekler için teşekkür ederim. Çocuklarımıza yaptıkları küçük iyilikleri için teşekkür ederiz. Karım bana çok çalıştığım için teşekkür eder. Ve çocuklarda buna tanıklık ederler. “Minnettarlık” anlayışını evlerimizde canlı tutmalıyız -diyaloglarımızda, etkinliklerimizde, hatta eşimize ve çocuklarımıza sarılmalarımızda bile. Bu minnettarlık duygusunu hissetmelerini ve bundan doğan sevgiyi anlayabilmelerini sağlamalıyız.

7. Göz teması kurmalıyız. Bir kitaba gömüldüğümüzde veya bilgisayar ekranına kilitlendiğimizde konuşulan şeyin kaybolması büyük olasılıkla gerçekleşecektir. Çocuklarımızla iletişim kurduğumuzda onlarla göz teması kurmalıyız ve söylemek istediklerimizi aldıklarından emin olmalıyız. İyi öğretmenler sınıf ortamında göz teması kurmanın önemini bilirler. Göz teması kurmadığımızda bizi duyduklarını sansakta, gerçekte öyle olmayabilir. Sözle aktarılmayan bazı önemli mesajları da alamayabiliriz.

-Joel Beeke