Kerem Koç, APK, 14.Kasım.2010 – 1. Yuhanna 5:13-21

Tema: Sonsuz yaşama sahip olanlar ve olmayanlar

Kardeşler bugün Yolda diye adlandırdığımız serinin sonuna geldik. Aslında yolun sonuna geldik de diyebiliriz. Yuhanna bizlere bir çok şey öğretti ve bildiğimiz bir çok şeyi de daha iyi anlayabilmemiz için yüreklerimizde yer etmesini sağladı. Yuhanna, mektubunu bizlerin inancımızdan emin olmasını sağlama arzusu ile bitiriyor. Aranıza giren sahte öğretmenler imanınızın önemsiz olduğunu, bu hayattan sonra bir hayat olmadığını, ya da olsa bile sizlerin Tanrı sözünü düzgün anlayamamış olmanızdan dolayı sonsuz yaşama sahip olamayacağınızı söyleyebilirler. Endişelenmeyin, diyor “sonsuz yaşama sahipsiniz.”

Okuma: 1. Yuhanna 5:13-21

Dua:
Dua ile ilgili harika bir nokta var ve bunu biraz açmak istiyorum. Dualarımız yanıtlanmıyor sanmayalım. Çünkü Mesih İsa adıyla edilen her dua yanıtlanır. İsa Mesih’in kanında aklandığına inanan ve dolayısı ile Baba Tanrı ile bir barış içerisinde olan her kişi Tanrı’nın önünde işitilir. Fakat her zaman arzu ettiğimiz şeyler gerçekleşmez. İşte bunun için ayetler zaten çok açık, arzu ettiğimizi alamıyoruz, çünkü kendi irademizin doğru olduğuna inanıp kendi planlarımız doğrultusunda istiyoruz, Rab’bin iradesine uygun istemiyoruz. Tanrı dualara üç yolla cevap verir aslında. Evet, hayır ve daha sonra. Bir babanın oğluna olan yaklaşımı gibidir bu. Josiah bazen benden bir şey istiyor, mesela su ya da süt gibi, o zaman cevabım evet oluyor. Gündelik ihtiyaçları ve arzuma uygun olan şeylerde evet yanıtını veriyorum. Ama bazen olmadık zamanlarda olmadık şeyler istiyor. Geçen hafta ablamlarda kaldık bir gece ve Josiah’yı uyuttuğumuz odadan başka bir odaya taşırken uyandı. Gece 12 civarıydı, gözlerini ovuşturdu ve salonda olduğumuzu fark etti. Annesine dönüp televizyon izleyebilir miyim, diye sordu. Buse bana baktı, ikimiz de gülmemek için zor tuttuk kendimizi. “Oğlum ne televizyonu şimdi uyku zamanı yarın seyredebilirsin” dedi. Yani cevabı olumluydu fakat zaman uygun değildi. Bazen tabii ki saçma sapan sorular gelebilir. Oğlunuz annesinin kıyafetlerini giymek isteyebilir ya da alafranga tuvaletten su içmek isteyebilir. O zaman ne diyeceğiz. Hayır tabii ki, hayır.

Bazen insanlar istediğimiz şeyi dua ile alabileceğimizi söylüyorlar. Tanrı’yı manipüle etmek gibi bir şey bu, biz ne kadar dıştan kelimelerle ifade edersek edelim, Rab yürekleri bilir. Sadece kendi arzusu doğrultusundaki dualara olumlu cevap verir. Bazen Kutsal Kitaba aykırı dua ediyoruz ya da bu eğilimde arzularımız oluyor. Kutsal Kitaba göre aykırı durumlarda benden destek isteyen kardeşler olabilir. Bazen ufak tefek yasal olmayan durumları öne sürerler mesela, “o kadar da önemli değil” derler, oysa ki çok önemlidir.

Refah Müjdesi: Bu durumdan daha da vahim olanı ne biliyor musunuz? Çok yeni ve saçma sapan bir öğretiş var aslında. İmanla edilen her dua olumlu sonuçlanır düşüncesi üzerine kurulmuş. Bazı ayetlere dayandırılarak arzu ettiğini alabilirsin mantığı güdülüyor. Oysa bu ayet açık ve net bir şekilde, Tanrı’nın ancak kendi iradesine uygun dua ettiğimizde bizlere olumlu cevap verdiğini/vereceğini görüyoruz. Herkes için dua edebiliriz, Kutsal Kitaba aykırı olmayan ve Tanrı’yı yüceltmekten uzak bir dua olmadığı sürece elbette. Ayetler bizi aslında zor bir noktaya sürüklüyor. Dua edin ve ettiğiniz dua Rab’bin iradesine uygunsa o zaman olumlu yanıt alacaksınız. Fakat bir ayet var ki kafaları karıştırıyor. İhtiyacı olan herkes için dua edin, fakat ölümcül günahı olan için dua etmeyin. Bu garip bir durum aslında, ortada beş fincan kahve var ve birisi size, “Tüm kahvelerden içebilirsin ama şekerli olandan içme” diyor. Soru şu, nasıl bileceğiz hangisinde şeker olduğunu? Bu ayet de bunun gibi, her şey için dua edebilirsin, ama ölümcül günah için dua etme, diyor.

Pastör ne zaman sıkışsa büyük laflar eder. “İlksel Varsayımcı Apoloji” gibi. Pastör daha da sıkışmışsa işte o zaman Latince ya da Eski Yunanca’ya sarılır. Tümden açıklayamadığı bir şeyse o zaman büyük kelimeleri Latince ile harmanlayıp hızlıca geçiştirir ki kendisi zeki ve bilgili, dinleyen ise cahil gözüksün. O zaman cemaat, “ben anlamasam da Pastör anlıyor ve biliyor” deyip konunun üzerinde durmaz. Şimdi ben bu bölümde anlaşılması güç kısımları Latince kullanıp hızlıca geçiştireceğim. Düzeltiyorum, geçiştirmeyeceğiz, yalnızca genel bir açıklama ile yetineceğiz.

Görüşler: 
1- Bazıları bu ölümcül günahın “çok kötü bir günah” olduğunu söylüyor. Bu açıklama yetersiz alıyor, öyle ki, “çok ıslak bir su, ya da çok sıcak bir ateş” tanımlaması gibi. Katolik görüşüdür bu. Ancak tüm günahlar Tanrı’nın gözünde kötü değil midir zaten!

2- Başka bir görüş ise Mesih İnanlısı birinin bir anda Tanrı tanımaz olduğunu söylüyor. Gerçekte ise Hıristiyan gibi görünüp kiliseye gelen fakat sonradan ayrılan kişinin zaten başlangıçtan beri Hıristiyan olmadığını görüyoruz (1 John 2:19). Mesih’te olan Mesih’te kalır. Bizler kurtuluşumuzun kaybedileceğine inanmıyoruz. Tanrı’nın avucundan çıkarılamayacağımıza inanıyoruz, sonsuza kadar Mesih’le olacağımıza inanıyoruz. Tabii sonsuz yaşamın sonsuza kadar sürecek bir zaman olduğuna iman ediyoruz.

3- Üçüncü görüş ise, aslında inançsızlık ve Tanrı’ya karşı gelme gibi bir durum. Biraz derinlemesine gidelim, Tanrı tanımaz kimsenin cennete gidebileceğine inanmıyoruz öyle değil mi? Dolayısıyla böyle birinin sonsuz yaşamı alması için dua etmek anlamsızdır. Bu durumdayken sonsuz yaşama sahip olması mümkün değildir. Tövbe etmelidir. Bir yorumcu inançsız ve Tanrı’ya karşı gelen insanların tamamından bahsetmediğini söylüyor bu ayetlerin. Daha çok müjdeyi duymuş, kiliseye gelmiş, eline İncil almış fakat hâlâ Tanrı’ya karşı gelen, kiliseden hoşnutluk duymayan kişilerden bahsettiğini söylüyor ve diyor ki “bir kişiyle müjdeyi paylaştınız, sizi dinledi, İsa’yı duydu, İncili okudu ve hâlâ Tanrı’dan ve kilisesinden ısrarla uzak durmayı tercih ediyor, onu ve sözlerini reddediyor, işte bu kişi artık dua edilmemesi gereken birisidir.” Başka bir deyişle, öğrencilerin şehirlere gidip müjdeyi duyurduktan sonra dinlemeyenleri kendi yürek tutumlarına terk ettikleri durumdur. Tanrı’nın seçilmişleri zaten Rab’bi Kutsal Ruh sayesinde bulacaklardır, fakat bazıları yürekleri nasırlaştırılmaya terk edilmiştir.

Kutsallık:
Fakat Tanrı’nın seçilmişleri Rab’bi yüceltmek için hazırdır. Bir Hıristiyan günah işleyebilir ama hep günah batağı içinde kalamaz, kalırsa onda ışık/Tanrı yok demektir; aksine karanlıkla paydaşlığı var demektir. Hiç bir inanlı, hiçbir zaman ölümcül günaha düş(e)mez. Günahın öldürdüğünü görememek ne acı verici bir şeydir. Bazılarımız günahı seviyor. Şeytan’ın çizdiği resim ne biliyor musunuz, önümüze çok hoşumuza giden, karşı konulamaz bir yemek koyuyor ama içinde zehir var. Bizler, zehri zehir yapan dozudur, azdan bir şey olmaz deyip bunu tadıyoruz. Ama zehir az veya çok bedenimize girip onu uyuşturuyor. Sadece bununla da kalmıyoruz, çünkü Yuhanna bizleri putlar konusunda uyarıyor. Kutsallığın en olumsuz karşıtlığı başka tanrılara tapmaktır sanıyorum. Zaten bu yüzden ölümcül günah dediğimiz şey bizi ölüme götürüyor, Tanrımıza değil, başka şeylere taptığımız için. Kardeşlerim, put dediğimiz şeyler tahtadan süsler değildir. En çok değer verdiklerimiz, zaman ve emek harcadıklarımız bu konuda genellikle belirleyici olmaktadır. Bir işkolik için bu işse, bir başkası için paradır, arabalardır, sekstir, uyuşturucudur, vs. Bir örnekle açıklamaya çalışalım, toplum ve kültür, çalışmayı, işkolik olmayı destekleyebilir. “Ne güzel, adam tüm vaktini çalışarak geçiriyor, ailesine daha iyi bakabilmek için gece-gündüz çalışıyor” ya da, “adam sürekli çalışıyor ve bu yüzden çok başarılı” gibi takdir edici, onaylayıcı sözler işitebiliriz. İşte bunlar gizli tehlikelerdir. Hıristiyanlar olarak, her zaman insanların onayı yerine Tanrı’nın onayını aramak ve aşırılıklardan kaçınmak durumundayız. Put öyle değerlidir ki ona zaman ve emek verilir, saygı gösterilir. Öyle ki, duygusal olarak da ona yöneliriz. Her bağımlılık tehlikeli ve zararlıdır. Put değilse bile puta dönüşme potansiyeli taşır. Bunların çoğu zamanımızı ve paramızı çalar. Lütfen kendimizi sorgulayalım ve düşkünlüklerimiz, bağımlılıklarımız neyse onları açığa çıkaralım, gerekli değillerse onları yaşamımızdan çıkaralım, gereklilerse aşırılığa kaçmayalım, bunun için dua edip Tanrı’dan yardım isteyelim. Unutmayalım ki davranışlar alışkanlıkları, alışkanlıklar yaşam biçimimizi, yaşam biçimimiz kişiliklerimizi şekillendirir. Tanrı’nın inayetiyle her şey elimizdedir.

Sonuç: 
Yolda yürüyoruz ama gerçekten yolun sonunu mu hedefliyoruz? Âşık Veysel’in dediği gibi, varmak için menzile, yürüyor muyuz gündüz gece? Yoksa fırsatını bulunca merakımıza/ayartılara kapılıp önümüze çıkan ara yollara mı sapıyoruz? Eğer menzile/hedefe varmak ise tüm arzumuz ve çabamız, o zaman dar yolu seçmeliyiz. Dünyasal zevkler ve bağımlılıklar Şeytan’ın kurnazca oyunundan ibarettir ve çürümeye götürür. Yolun sonunu görecek olanlar, yürekleri Mesih’te olanlardır. Ölümcül günahta olanlar ise, içindeki zehre bile aldırış etmeden yemeği yiyenlerdir. Günah tuzağından uzak duralım. Yuhanna tüm bu mektubu bir nedenden dolayı yazıyor: İmanda ve sevgide sağlam duralım. Çünkü kurtulduk, Mesih’te sonsuz yaşam vardır ve Mesih’le sonsuz yaşama kavuştuk.