Kerem Koç, APK, 11 Kasım  2010 – 1. Yuhanna 5:6-12

Bu hafta Avukat arkadaşım Alper’le görüştüm ve Kutsal Kitaptaki Musa’nın yasasına göre anlatılan mahkemelerdeki tanıklığın doğruluğu konusuna baktım. Türk yasalarına göre bir davanın sonucunu 2 kişinin tanıklığı etkiliyormuş. Elbette tanıklıkların sahte olması göz önünde bulundurularak, hakim son kararı vermektedir. Bu konunun üzerine düştüm çünkü bu hafta okuyacağımız ve üzerinde çalışacağımız bölüm aslında İsa’nın Rabliğinin tanıklığı ile ilgili. Bizler, tanıklıklara inanıyoruz öyle değil mi? Örneğin Roma’da Neron adında zalim bir Sezar olduğunu biliyoruz, şüphesiz bu adam yaşadı ve katletti. Ya da Amerika’yı görmemiş olanlar orada bir kıta olduğuna eminler öyle değil mi? Dolayısı ile aslında sadece gördüklerimize değil tanıklıklarada güveniyoruz.

Okuma: 1. Yuhanna 5:6-12

1. Yuhanna kitabının Hristiyan yolculuğuna benzediğini anlatmıştık. Öncelikle kişinin gerçekten Hristiyan olup olmadığını sınaması için bir çok ayet olduğunu görüyoruz, buna ek olarak inanlı bir kimsenin günahtan nefret etmesi gerektiğini öğreniyoruz ve insanlara olan sevgilerinin artması gerektiğini algılamaya başlıyoruz. Bir Kutsallık yolu oluyor bu gittikçe büyüyoruz.

Aslında okuduğumuz bölümdeki bu başlangıç ayetlerinin ne demek istediğini tam anlamıyla bilmiyorum. Haydaaa… Eee bilmiyorsunda neden vaaz ediyorsun? İşte işin önemli yanıda bu, aslında Kutsal Kitaptaki o kadar çok şey vaaz edilmiyor ki, zor olduğu düşüncesi ile; fakat bizim seçtiğimiz vaaz yöntemi ile çok net olmayan böyle bölümleride inceliyoruz. İsa Mesih suyla ve kanla gelmiştir ve bunlar Tanrı’nın kendi Oğlu İsa hakkındaki tanıklıklardır. Çünkü bölüm bizlere net bir şekilde insanın tanıklığına güvendiğimizi fakat aynı zamanda bir de Tanrı’nın tanıklığı olduğunu söylüyorki, zaten insanın tanıklığına güveniyorsak Tanrı’nınkine çok daha fazla güvenmeliyiz. Onun için bir kaç farklı ilahiyatçının ne düşündüklerine bakacağız.

Su, Kan ve Ruh: Görüş 1

Bu ilk görüş bir çok 16. ve 17. yüzyıl ilahiyatçıları tarafından kabul görür. Su, vaftizi sembolize eder ve kanda Rabbin sofrasını zaten Ruh’un neredeyse tüm ilahiyatçılar tarafından hem fikir bir şekilde Kutsal Ruh’a işaret ettiği söylenir. Her ne kadar bu dönem ilahiyatçılarını çok sevip saysamda sakramentler, yani vaftiz ve Rabbin sofrası Mesih’in müjdesine tanıklık etsede bence bu fikir bölüme tam oturmuyor. Çünkü Tanrısal bir tanıklıktan bahsediyor ayetler, öyle ki bunu görmüş insanlar bu tanıklığı kabul etsinler.

Su, Kan ve Ruh: Görüş 2

Bu ikinci görüş su ve kan kelimelerinin bir arada kullanıldığı bir olayı işaret ediyor. Anımsayanınız var mı? İsa’nın böğrü mızraklandığı zaman su ve kan akmıştı, bu olayın buradaki ayetlere bağlandığını düşünen ilahiyatçılar var, öyleki onun ölümünü temsil eden ve ardından dirilişi ile tamamlanan bu olayın Tanrı’nın kendi Oğlu’na tanıklık etmesidir diyorlar. O dönemde İsa’nın insan oluşunu kabul etmeyen öğretilerde vardır ki, İsa’nın ölümü onun insansal yanınıda gösteriyor ve Tanrı buna tanıklık ediyor deniliyor. Su ve kan onun bizim gibi bir insan olduğumuzu ve Ruh ise onun Tanrısal öze sahip olduğunu vurguluyor.

Su, Kan ve Ruh: Görüş 3

Çok saygı duyduğum bir ilahiyatçı aslında ilginç bir yorum getirmiş bu ayetlere. Suyun, İsa’nın doğumunu temsil ettiğini düşünüyor. Çünkü her bebek annesinin karnında sudan doğar. Dolayısı ile İsa’nın mucizesel doğumu Tanrı’nın bir tanıklığıdır. Kan ise çok iyi bildiğimiz çarmıhtaki ölüm olayını sembolize eder. Tabiiki İsa’nın dirilişi Tanrı’nın Ruh’unun etkin bir görüntüsüdür diyor bu Pastör ve ilahiyatçı kardeşimiz. Aslında bu yoruma göre gerçekten bir insanın tanıklığına ihtiyaç duymadan dirilişi anlıyoruz. Fakat sizcede biraz zorlama değil mi? Annenin karnındaki sudan doğma olayı. Yani İbrani kültüründe sudan bahsederken hiç kimsenin aklına anne karnındaki su örneği geldiğini düşünmüyorum.

Su, Kan ve Ruh: Görüş 4

Bu görüş benim doğruluğuna yakın olduğunu düşündüğüm görüştür. Fakat hangi görüşü savunursak savunalım, bu Antalya Protestan Kilisesi’nin temel öğretilerinden değildir. Yani bu konuda fikir ayrılıkları olması problem yaratmayacaktır topluluğumuzda. Benim doğru olduğunu düşündüğüm görüş ise, Suyun, İsa’nın vaftizini, kanın ise İsa’nın çarmıhını sembolize ettiğini düşündüğüm fikirdir. Öyle ki İsa’nın Su ile yapılan vaftizinde Tanrı İsa’ya açık biri şekilde, göklerden seslenerek, tanıklıkta bulunmuştur. “Bu benim Oğlum’dur” demiştir, tanıklık açık ve nettir ve bir insanın “evet bu Tanrı’nın Oğludur” demesinden çok daha güçlüdür. Ayrıca çarmıhta akıttığı kan onun insansan yanını, dirilişi ise onun Tanrısal yanını vurgulamıştır. Bu durumda yine İsa’nın ölümü sırasındaki mucizesel deprem, kayaların parçalanması, havanın kararması, tapınaktaki perdenin yırtılması ve daha da ötesi ölülerin mezarlarından dirilmesi yaşandı ki Tanrı’nın olaylara tanıklık ettiğini ve çarmıhta ölen bu insanın, herhangi bir insan olmadığını kanıtlar. Kutsal Ruh’un Mesih’in Tanrısallığına olan daimi tanıklığı zaten Mesih’in göklere alınması ile her inanlıya gelmiştir öyle değil mi?

Grekçe Textlerin Farkı:

Bu bölümde küçük bir noktayada değineceğim. Genellikle kiliselerde iki çeşit İncil kullanılır, neredeyse yok denilecek kadar ufak tefek farklılıkları olan bir Grekçe İncilin adı Textus Receptus’tur diğeri ise Kritik text dediğimiz ellerimizdeki texttir. Bu ayetlerde birbirinden farklı ufak bir yer vardır, TR bu bölümde Baba Oğul ve Kutsal Ruh’un bir olduğunu söyler ki zaten Kutsal Kitabın temel öğretisidir bu. Her ne kadar çok basit bir nokta olsada, ve evlerimizde incillerimizi okurken gözümüze bile takılmayacak noktalarda olsa, ben bir Pastör olarak bu konuda ki sorumluluğumu ciddiye alıyorum ve bu gibi noktaları not etmeyi önemli buluyorum.

Tanıklığı Kabul Etmek:

İsa’ya inanan kişinin zaten bu tanıklıklara yürekten güvendiklerini görüyoruz. Fakat İsa’ya inanmayan kişilerin sadece binlerce insanın yapmış olduğu tanıklığa inanmamakla kalmayıp aynı zamanda Tanrı’nın göklerden yaptığı tanıklığada inanmadıklarını görüyoruz. Tanıklık zaten açık kardeşlerim, İsa’ya inananda yaşam vardır, inanmayanda yoktur.

Yolda: Belkide iman yolumuzda temasına en az uyan bölümdü bu fakat yine bir yolda teması ile bitti ayetler. Bir yolda yaşam var, diğerinde yok.

Ben ve ev halkım gideceğimiz yolu seçtik. Sen hangi yoldan gideceksin kardeşim?

Tanıklık vermek!!!
Mahkemede tanık olmak, gördüğün işittiğin, yaşadığın bir olay için konuşabilirsin öyle değil mi?

Yaratılış, Tanrı’nın varlığına tanıktır.
Önümdeki kürsüyü bir insan yapmıştır. Nasıl olurda ağaçlar kendi kendine oluştu, dağlar kendiliğinden ayaklandı diyebiliriz.

Tanık, mahkemede önemlidir. Mesih’in binlerce tanığı var ve yüreklerimizde Mesih’in Rabliğine tanıklık eder.