Kerem Koç, APK, 23.Ekim.2010 – 1. Yuhanna 4:17-5:5

Giriş:
Bugün 1. Yuhanna’dan 12. vaazımız ile birlikte sevgi üzerinde duracağımız 3. vaazımızı vaaz edeceğiz. 1. Yuhanna, Sevgi konusuna en fazla değinen kitaptır. Ne demiştik? Sevgi inancımızda sadece bir duygu değildir demiştik öyle değil mi? Aynı zamanda bir seçimdir. Kutsal Kitap sadece yüreğimizle değil, ama aklımızla da sevmemiz gerektiğini öğretir bize.Birçok sevgi tanımı var aslında ama psikoloji, politika ve felsefeyi bir kenara bırakacağız ve Tanrı’nın değişmez sözüne odaklanacağız. İki hafta önce Tanrı’nın Sevgi olduğundan ve onun çocukları olduğumuz için sevginin bizdeki niteliklerden biri olması gerektiğinden söz ettik. Ayrıca bu sevginin bencil olmadığını, yani almak değil vermek olduğunu anlattık. Bugün de yine insan sevgisi ve Tanrı sevgisi üzerinde duracağız.

Sevgi nedir? 
Maalesef günümüzde sevgi kelimesi Hıristiyanlar arasında çok yanlış anlaşılır, çünkü kültürümüz Tanrı Sözü geleneği ile yoğrulmadığı için İncilsel tanımdan uzaktır. “Sevgi, insanı bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur.” Oysaki Hıristiyan sevgisi sadece bir duygu değil, esenlik ve tutku ile yaptığımız bir seçim. Tanrı bizim gibi günahlı insanları seviyor ve bizler de onun çocukları olarak babamıza benzemeliyiz bu konuda.

Okuma: 1. Yuhanna 4:17 – 5:5 

Hıristiyan olduğumuzu nasıl biliyoruz?
Hıristiyan olmanın üç önemli noktasına değindik aslında 1. Yuhanna kitabını incelerken. Çalıştıklarımıza dayanarak “Hıristiyan olduğumu nasıl biliyorum?” sorusunu üç şekilde yanıtlayabiliriz.

Birincisi,Teolojik yani İlahiyatsal olarak Hıristiyan olduğunu nasıl bilirsin.

Eğer Mesih İsa’nın çarmıhta akıttığı kanın senin kurtuluşun için olduğuna ve o olmadan kurtuluş olmayacağına inanıyorsan işte o zaman teolojik olarak Hıristiyan olduğundan emin olabilirsin.

İkincisi, Ahlaki olarak Hıristiyan olduğunu nasıl bilirsin?

Günahtan nefret ediyor musun?
Yaşadığın günahlar seni üzüyor mu ve bunlardan tövbe edip temiz bir yaşam sürmeye odaklı mısın?
İsa gibi mi ilerliyorsun hayatında?
Bunların cevabı evet ise, işte o zaman ahlaki anlamda Hıristiyan bir yaşam sürüyorsun demektir.

Üçüncüsü, Sosyal anlamda Hıristiyan olduğunu nasıl bilirsin?

Kardeşlerle paydaşlık içinde misin?
Diğer insanları seviyor ve onlarla görüşmek istiyor musun?
Kilise’nin işleri için koşturmak sana sevinç veriyor mu?
Eğer bunlara da cevabın evet ise o zaman sosyal anlamda da bir Hıristiyan hayatı yaşıyorsun demektir.

Korku ve Sevgi:
Bir şeyi ya da bir kişiyi gerçek anlamda Tanrısal bir sevgi ile sevdiğimizde (agape, fileo, eros) aslında korkusuz oluyoruz.
Aslında bunun bir gerçek olduğunu biliyoruz. Neden? Çünkü bir çoğumuz sevdiğimiz için canımızı verebiliriz öyle değil mi?
Hepimiz gerektiğinde eşimiz, çocuklarımız, kardeşlerimiz, anne babamız ve hatta dostlarımız için canını verebilir öyle değil mi? Korku ve Sevgi konusunu biraz deşersek, ülkemizde pek çok bayanın eşlerinden ölesiye korktuğunu görürüz. Buna rağmen, eşim beni dövse de, bana hep kötü davransa da gerçekte bunları beni sevdiği ve kıskandığı için yapıyor, şeklinde bir mantıkla karşılaşıyoruz. Kocamdır, döver de, sever de.

Peki bu gerçekten sevgi mi? Sevgi böyle mi davranır? Hayır, bu kesinlikle sevgi değil. Tanrı sözüne göre seven kişi sevdiğini kayırır, şefkatli, sabırlı davranır, onu korur, maddi-manevi olarak onun ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde tutar, ona yardım eder, onun için dua eder ve ona yumuşak huylu bir şekilde davranır. Sevginin nasıl olması gerektiği, bize 1. Korintliler 13. ayette açıklanmıştır.

Aslında Yuhanna, mektubunu okuyan bu kiliseyi son günler konusunda yüreklendirmek istiyor. Korkmayın, eğer yargı günü için korkuyorsanız içiniz rahat olsun. Eğer korkuyorsan, Hıristiyanlığın en temel öğretilerinden birini anlamamışsın demektir. Mesih İsa’ya ait olan için hiçbir mahkumiyet yoktur. Tanrı’ya itaat etmeliyiz ki, ayetler de bunu vurguluyor zaten, fakat ondan korktuğumuz için değil onu sevdiğimiz için. Korkudan dolayı itaat geçicidir, otorite kalmayınca itaat de kalmaz; oysa sevginin sağladığı itaat kalıcıdır. Korku yargıdan olmamalıdır, çünkü ayetler Tanrı’nın Sevgi olduğunu söylüyor. Mesih tüm yargıyı kendi sırtına alıyor. Buna dayanarak korkan kişinin Tanrı sözünde yetkin olmadığını söylüyor Yuhanna, yani Mesihsel özelliklere tam anlamıyla sahip olamadığımızı vurguluyor. Fakat bu yetkin sevgi bizleri Mesih gibi yapıyor ve aynı zamanda onun çarmıhtaki işi aracılığı ile bize olan sevgisini gösteriyor.

İnsan Sevgisi:
Ayetler dramatik bir şekilde yine kardeş ve komşu sevgisine dönüyor. İnsan sevgisi Mesih merkezli yaşamın en önemli simgelerinden biri. Tanrı’yı sevdiğini söyleyen kişi kardeşini sevmelidir. Fiziksel olarak görebildiğimiz, dokunabildiğimiz kardeşimizi sevmezsek görünmeyen, fiziksel olarak hissedemediğimiz Tanrı’yı sevmemiz mümkün değildir. Bazen ilginç şekilde bazılarımız, “ben kolayca sevebilen biri değilim” diyor. Eğer durumumuz buysa, o zaman bunun için tövbe etmeli ve Mesih’in bize duyduğu sevgiyi anlamaya, onu hissetmeye çalışmalıyız. Bizler Tanrı’ya benzemeye çalışıyoruz öyle değil mi? 3 yaşındaki oğlum Josiah dün geldi ve benimle beraber tıraş olmak istediğini söyledi. Yani babama benzemek istiyorum, dedi. Çocuklarımız nasıl biyolojik babalarına ve annelerine benzemeye çalışıyorlarsa bizler de göksel babamıza benzemeliyiz ve bunun için birbirimizi sevmeliyiz. Tüm dinler, kurtuluş için bir şeyler yapmamızı öğütler veya emreder. Ama bu bizi dinlerden ayıran şeydir, “bir şeyler yap ve Tanrı’yı mutlu et, yılda bir ay bunu yap, şu kadar bağış yap, hergün aynı saatte düzenli tapın, vs.” Tüm bu çaba Tanrı’nın sevgisini ve takdirini kazanmak için. İşte sevgi Tanrı’sını sahte Tanrılardan ayıran şey bu, Tanrı bizleri sever, biz daha onu tanımazken o bizi seçmiş ve sevmişti. Bizler de Tanrı’nın bizi sevdiği gibi birbirimizi sevmeliyiz. İnsanlarla aynı fikirde olmayabilirsiniz ama onları sevmelisiniz. Özellikle kiliseler arası bir sorundur aslında bu. Bazı kişiler var ki, ben kiliseye gitmiyorum ve o kilisedekileri sevmiyorum, diyor. Böyle bir Hıristiyanlık olamaz. Kardeşini sevmeyen katildir, diyor Yuhanna ve Kiliseye gitmeden Tanrı’nın bedenine paydaşlık edemezsin. Tanrı’yı seviyorum deyip Tanrı’nın çocuklarını sevmiyorum diyorsan o zaman Tanrı’yı sevmiyorsun demektir. Bunu çok iyi anlamalıyız. Tanrı’yı seviyorsan kardeşini de sevmelisin. Kendi aramızda aynı sorunları yaşıyoruz. Aslında bu şeytanın çok hoşuna gidiyor, çünkü Hıristiyanlar birbirleriyle hasım oldukları zaman, şeytan kendi kurşunlarını harcamamış oluyor. Fakat bazı topluluklar var ki, şaşırtıcı şekilde birbirlerini seviyorlar. City Kilisesi, kendi mezheplerinden olmayan bir kiliseye bağış yapmışlar, aynı şehirdeler hem de, yani aslında aralarında ufak bir rekabet bile olabilir. Tam 1.5 milyon dolarlık bir yardımdan söz ediyorum.

Tanrı’yı Sevmek: 
İnsan insanı sevebilir ve Tanrı’yı tanımasa bile diğerini kayırabilir. Sonuçta, Hıristiyan olmayan kişide insan sevgisi yoktur demiyoruz. Dediğimiz, yaratılmış bir canlıyı bu kadar severken, o sevdiğimiz kişiye soluk vereni sevmiyor olmak bir sorun, bir sadakatsizliktir. Fakat eğer Tanrı’yı tanıyorsak işte o zaman İsa’yı da sevebiliyoruz ve İsa’yı seven kişi Tanrı’dan doğmuş olan kişidir. Ne ilginç bir sıralama. İnsan, insanı sevmelidir, işte o zaman Tanrı’yı sever. İnsan Tanrı’yı sevmelidir, işte o zaman Mesih’in çarmıhta yaptığı işi anlayabilir. Ben en çok ne zaman hoşnut oluyorum ailemden biliyor musunuz? Onlar Tanrı’yı sevdikleri zaman. Eğer Josiah, Michael Jordan’ına vaaz veriyorsa bir baba olarak bundan daha çok sevildiğimi hissetmiyorum, ya da eşimin elinde Kutsal Kitabını görünce. İşte bunun gibi sevgi, bir anlamda itaatle tamamlanıyor. Eğer seviyorsan bunu sadece söylemiyorsun ama yaşıyorsun. Tanrı’yı seviyorsan itaat et, diyor Yuhanna. Eğer sevdiğin şeye itaat ediyorsan bu sevinç verir, eğer sevmeden bunu yaparsan bir göreve, bir zorunluluğa dönüşür ve bu da gittikçe tatsızlaşır. Tanrı onun ardı sıra gitmemizi istiyor, çünkü bizi seviyor. Tanrı yaşam ve sevgi Tanrı’sıdır. Eğer onu seviyorsan karanlıkta yürümezsin. Onun yüzünü ararsın. Hayatta bir çok şeyi araştırıyoruz, fakat araştırmakla ilgili tek bir hakkımız olsaydı, işte o zaman Tanrı’yı araştırın, derdim. Çünkü yaşayan gerçek bir Tanrı var. Biz Hıristiyanlar insanlara karşı “Hıristiyan yaşantısını” bazen zor göstermeye çalışıyoruz. Oysa İsa “”boyunduruğum ağır değildir” diyor. Buyrukları kolaydır. Çünkü bizler imanımız sayesinde muzafferiz.

Zafer:
Tanrı dünyayı öyle çok sevdi ki biricik oğlunu verdi, öyle ki Tanrı bize olan sevgisini göstersin ve ancak bu sevgi bizleri Kutsal Tanrı’nın önünde doğru kılabilir. O zaman muzafferiz, diyor ayetler. Biz mi kazandık bu zaferi? Hayır, bizim için Mesih kazandı. Ölümü yendi. Biz mi muzafferiz? Evet, Tanrı’nın çocukları olarak imanımız aracılığı ile muzafferiz. Mesih’in Zafer kazanmış olması bir ihtimal değil kardeşler, bir garanti. Yargı günü için korkulacak hiçbir şey yoktur, Tanrı onun çocukları olduğumuzdan emin olmamızı istiyor.

Yolda:
Kardeşlerim, hayatta yürüdüğümüz bu yolda birbirimizi sevmek, kendi başına yeterli değildir. Her şeyi yaratanı ve herşeyin devamını sağlayanı da sevmeliyiz. Öyleyse kardeşlerim, Yüce Tanrı’mızı sadece sözlerle değil, eylemlerimizle ve yürekten sevelim. Size esenlik olsun.