Bir Meleğe Nasıl Konuşamayız? – Dr. John Piper

Luka 1:5-25
Geçen sefer Luka 1:1-4’ü yani Luka’nın iki kitaplık çalışmasına giriş kısmını çalışmıştık. Girişin asıl amacı Luka’nın bu yazıları yazmasındaki amacı anlatmak içindi. Yani Teofilus’u duyduğu Hristiyan öğretilerinin doğru olduğuna inandırmak için yazdı. Teofilus’un sonu belirsiz bir imanı olsun istemedi. İmanının yeterli kanıtlar üzerine kurulu olmasını istiyordu. Luka kendisinin, ilk kilisenin ve Mesih’in tarihini anlatan güvenilir bir anlatıcı olduğuna inandırmak için giriş kısmını yazıyor. Üç noktaya vurgu yapıyor:

1) Üçüncü ayette, hikayenin ayrıntılı, dikkatli ve sabırlı bir çalışmanın ürünü olduğunu,
2) Birinci ayette, bir çok kaynağının olduğunu,
3) İkinci ayette, hikayeyi onaylatmak için görgü tanıklarına doğrudan erişimi olduğunu anlatıyor.

Şimdi Luka hikayesine başlıyor. Luka 1:5-25’i okuyalım.

Luka 1-2’deki Örnekler ve Amaçlar

Luka vaftizci Yahya’nın doğacağını önceden bildiren ve vaftizci Yahya’nın doğumunu anlatan İncil’deki tek yazardır. 1:5-25’te babası Zekeriya’ya Yahya’nın doğumunu bildirerek başlar. Sonra 1:26-38’te ise annesi Meryem’e İsa’nın doğumunu bildirerek devam eder. Daha sonra 1:39-56’da, Meryem’in Elizabet’i ziyareti ve Tanrı’yı yüceltmesi ile iki konu arasında bir bağlantı kurar. Daha sonra 1:57-80’de Yahya’nın doğumundan ve babasının övgü ezgisinden bahsediyor. 2:1-20 ile de Mesih’in doğumu ve meleklerin ezgisiyle bu konuya devam ediyor. Luka’nın sunumunda çok net bir örnek var. Yahya’nın ve İsa’nın önceden bildirilmesi ile Yahya ve İsa’nın doğumu; Meryem ve Elizabet çiftinin beklenmeyen iki çocuğa hamile olmasını birbirlerine bağlıyor.

Açık bir şekilde Luka’nın bu örnekle yapmak istediği şey okuyucunun İsa veYahya arasındaki zıtlıklar ile benzerlikleri karşılaştırmasıdır. Örneğin; çocukların doğacağı Cebrail aracılığı ile bildirildi (1:11,28); ikisinin doğumu doğal değildi ve mucizeviydi. İki olayda da melek çocuklarının isimlerinin ne olacağını söylüyor (1:13,31), ve bu böyle devam ediyor. Ama benzerliklerden daha önemli si ise zıtlıklardır. Yahya, yaşlı ve kısır bir kadın tarafından doğruldu. İsa ise bakireden. Yahya’ya ‘Tanrı bağışlayandır’ anlamını taşıyan, İsa’ya ise ‘Kurtarıcı’ anlamı taşıyan bir isim verildi. Yahya Tanrı için hazırlık yapıyordu. İsa ise sonsuza kadar yönetecek olan Tanrı’ydı.

Luka bu şekilde hem bize hem de Teofilus’a iki önemli gerçeği görmemiz için yardım ediyor. Birincisi; Tanrı, bu iki adamın doğumunda eşsiz bir şekilde çalışıyor. Teofilus’un İsa’nın geçmişi hakkında görmesi gerekn en önemli şeydir. Çünkü İsa’nın köklerine iniliyor ve bu egemen Rab aracılığıyla yapılıyor. Romalı bir üst düzey memurun bir suçlu olarak idam edilen fakir bir Yahudi öğretmeninin aslında Tanrı’nın Oğlu olduğuna inanması kolay bir şey değil. Böyle bir adamın Ebedi Kral ve dünyanın Kurtarıcısı olduğunu kabul etmek Teofilus için epey zordu. Bu nedenle Luka en baştan başlayarak bu adamın ve müjdecisinin sıradan insanlar olmadığını gösteriyor. Egemen Rab onları atadı, doğmalarını sağlayarak geleceklerini belirledi.

Luka bunu nasıl kanıtlıyor? En az iki yol ile. Birincisi; meleği aracılığıyla nasıl olacağını bildirdi. Tanrı, doğum meydana gelmeden olacakları öngördü. 13. Ayette melek “Karın Elizabet bir oğul doğuracak” dedi. Ardından 24. ayette “Bir süre sonra karısı Elizabet gebe kaldı.” Bu çeşit güvenilir bir öngörüyü mümkün kılan tek şey Tanrı’nın hakimiyetidir. Ne olacağını söyleyebilir, çünkü olacak şeyleri kontrol eden O’dur. Tanrı meleğini sonradan gönderip olanları açıklamak yerine , önceden gönderip hamileliklerini haber veriyor. Çünkü Tanrı açık bir şekilde burada yetkili olduğunu göstermek istiyor. Bu Tanrı’nın işidir. Bu doğumlar Tanrı tarafından rastgele bulunup kullanılmış olaylar değil. Bu olaylar önceden belirlendi ve O’nun güçlü isteğiyle gerçekleşti.

Tanrı’nın üstünlüğünün ve kontrol mekanizmasının ortaya çıktığı bir diğer yol ise bu mucizevi doğumların doğasıdır. Önceden bilinmekle kalmamakla beraber bunların olması insani olanaklarla imkansızdı. 7. ayet şöyle diyor. “Elizabet kısır olduğu için çocukları olmuyordu. İkisinin de yaşı ilerlemişti.” Elizabet Yahya için gebe kaldığında, melek Meryem’e 36. ayette şöyle diyor. “Bak, senin akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır bilinen bu kadın şimdi altınca ayındadır. Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.” Tanrı’nın Yahya’yı ve İsa’yı bizler için imkanı olmayan yollarla dünyaya getirmesinin amacı hiçbir şeyin O’nun için zor olmadığını, kontrolün O’nda olduğunu, beklenmeyen olağanüstü şeylerin dünyamızda olmaya başladığını göstermektir. Bunlar Luka’nın bizlere öğretmek istediği iki gerçekten biridir.

Luka’nın Yahya ve İsa’nın doğum haberleriyle doğumlarını bağdaştırarak öğretmek istediği iki gerçekten biri, açıkça, Tanrı’nın burada eşsiz bir şekilde çalışıyor olmasıdır. Bu adamlar, Tanrı’nın adamlarıdır. Bu örneğin bize öğrettiği ikinci şey ise İsa’nın vaftizci Yahya’dan daha üstün olduğudur. Daha öncesinde Yahya gözükerek ben O’nun çarıklarını çıkarmaya bile layık değilim demiştir (Mt. 3:11). Gördüğümüz kadarıyla, Luka’nın Yahya’yı ve İsa’yı birbirine bağdaştıran hikayesi en sonunda İsa’nın ne kadar güçlü olduğunu göstermek amacına hizmet ediyor. Çünkü Cebrail Lk.1:32’de şöyle diyor. “O büyük olacak, kendisine Yüceler Yücesi’nin Oğlu denecek. Rab Tanrı O’na atası Davut’un tahtını verecek.”

Tanrı’nın Sözü’ne Cevap Vermenin İki Yolu

Luka’nın İsa ve Yahya’nın doğumlarının bildirilmesi arasında görmemizi istediği bir fark var. Luka, Teofilus’un Tanrı’nın gücünü ve İsa’nın üstünlüğünü görmesini istiyor. Aynı zamanda Tanrı’nın gücündeki söze karşılık vermesi için doğru ve yanlış yolu görmesini istiyor. Bir yerde Zekeriya’ya, diğer yerde Meryem’in Cebrail’e, Tanrı’nın onlara bir çocuk verip o çocukları güçlü yapacağına dair sözüne verdikleri karşılıklara baktığımızda bu fark kaçınılmazdır. Luka açık ve net olarak Teofilus’un Meryem’in örneğini takip etmesini istiyor, Zekeriya’nın değil. Şimdi verdikleri karşılıklara bakalım. Zekeriya Cebrail’e şöyle diyor. “Zekeriya meleğe bundan nasıl emin olabilirim? dedi. Çünkü ben yaşlandım, karımın da yaşı ilerledi. Melek ona şöyle karşılık verdi. Ben Tanrı’nın huzurunda duran Cebrail’im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim. İşte, belirlenen zamanda yerine gelecek olan sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak, bunların gerçekleşeceği güne dek konuşamayacaksın.”

Zekeriya Cebrail’in sözüne inanmadı. Aynı İbrahim’im durumundaydı. Ama İbrahim gibi cevap vermedi. Pavlus, Romalılar 4:19’de şöyle söyledi. “Yüz yaşına yaklaşmışken ölü denebilecek bedenini ve Sara’nın ölü rahmini düşündüğünde imanı zayıflamadı. İmansızlık edip Tanrı’nın vaadinden kuşkulanmadı; tersine imanı güçlendi ve Tanrı’yı yüceltti.” Zekeriya tereddüt etti ve imansızlık gösterdi. Bence Luka, bu karşılığı, Meryem’in karşılığıyla karşılaştırmamızı amaçlıyor. Çünkü Zekeriya’nın karısı 45. ayette, Meryem’e kocasının imansızlığını eleştirmiş gibi bir söz söylüyor. Luka 1:45; “İman eden kadına ne mutlu! Çünkü Rab’bin ona söylediği sözler gerçekleşecektir.”

Peki, Meryem’in imanı kendisini nasıl ifade ediyor? Melek, İsa’nın mucizevi doğumu hakkında haber vermeyi bitirdikten sonra Meryem 34. ayette şöyle diyor. “Meryem meleğe ‘Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki’ dedi.” Aradaki farkı kaçırmayalım. Zekeriya “Bundan nasıl emin olabilirim?” diyor. Meryem ise “Bu nasıl olur?” diyor. Zekeriya daha

fazla kanıt istiyorken Meryem bir açıklama istiyor. Zekeriya emin olamayacağını söylerken Meryem anlayamadığını söylüyor. Meryem en azında küçük bir açıklama elde ediyor. (Bir dahaki sefere bunun hakkında daha fazla konuşacağız.) Zekeriya ise azar işitip, dili tutulmuş bırakılıyor. Bu deneyimlere bakarak, Luka’nın amacı Teofilus’un İsa hakkında bir şey duyduğunda Meryem gibi olması, Zekeriya gibi değil.

Böbürlenerek İspat İstemek

Bence, Meryem’in imanı ve Zekeriya’nın iman eksikliği arasındaki farktan öğrenebileceğimiz üç ders var. Birincisi, Tanrı’nın sözlerine inanmadan önce birçok ispat talep etmek mümkündür. İmanımız için ispat istemek yanlış değildir. Geçen hafta bunu Luka 1:3, Elç.İşl.1:3; 17:11’de gördük. İman, zemini olmazsa olmaz.

Ama iyi ve açık bir yürekten ziyade bazı belirtiler isteme işinde bir bit yeniği var. Luka bize yazdıklarında bunun etkileyici bir parçasını bize gösteriyor. 11:29-32’de şöyle söylüyor. “Çevredeki kalabalık büyürken İsa konuşmaya başladı. Şimdiki kuşak kötü bir kuşaktır dedi. Doğaüstü bir belirti istiyor ama ona Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek. Yunus nasıl Ninova halkına bir belirti olduysa, İnsanoğlu da bu kuşak için öyle olacaktır. Güney kraliçesi, yargı günü bu kuşağın adamlarıyla birlikte kalkıp onları yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır. Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunus’un çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunus’tan daha üstün olan buradadır.”

Şunu aklınızdan çıkarmayın ki İsa imanınız için kanıt aramanızı aşağılamıyor. O’nun mucizelerini ve doğruluğunun belirtisi olacak karakterini göremeyen, yüreği sert ve tövbe etmeyen kişiler için söylüyor. Tanrı’nın sözlerine inanmadan Zekeriya gibi çok fazla kanıt istemeyelim diye bizler için söylenmiş bir uyarıdır. Kaçımız bir takın kötü olaylar sonucunda yorgun düşüp kahrolmuş hissettiğinde bize iyi olacağımızı gösterecek olan O’nun Işığı’nı görene kadar Tanrı’nın mutlak iyiliğimiz için çalıştığına inanmayacak? Daha ne kadar Tanrı’yı kendi sözünde hissetmeyeceğiz? Eğer Cebrail’in hizmet ettiği güvenilmeye değer Tanrı’ya kızma hakkı olsaydı bunu kaç defa daha yapardı? Hatırlayın ki Cebrail Meryem’e “Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur” demişti.

Tevazu ile Yorum Aramak

Meryem’in cevabı ile Zekeriya’nın cevabı arasındaki farktan alacağımız ilk ders şudur: İnanmadan önce bir kanıt isteme konusunda ısrarcı olmak mümkündür, aynı zamanda tehlikelidir. Alacağımız ikinci ders ise kafamız karıştığında bir açıklama ve yorum istemekte bir mazhur olmadığıdır. Meryem meleğe soru sorduğunda Zekeriya gibi imansızlıkla itham edilmedi. “Bu nası olur? Ben erkeğe varmadım ki?” (1:34). Meryem de Zekeriya gibi insan gücüyle yapılamayacak bir şey gördü. Ama yüreği olayın olabilirliğini reddetmedi. Alçakgönüllü ve istekli bir şekilde bu mümkünatı olmayan olayın nasıl olabileceğini öğrenmek istedi. Ben buradan şunu çıkarıyorum ki yüreğimiz doğru olduğunda, Tanrı’nın geçmişteki ve şimdiki işlerini anlamaya çalıştığımızda hiçbir zaman bize engel olmuyor.

Bu zamanda olan her şeyi anlayamayacağız, çünkü Pavlus’un dediği gibi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz (1.Kor.13:12). O’nun vahyedilmiş Sözü’ne göre Tanrı’nın işlerini anlayabileceğimiz kısmı hayal edebileceğimizden daha geniş ve daha derindir. Tanrı’nın anlamamamız gereken işleri, bizden yapmamamızı istediği işlerdir. Tanrı’nın işlerini derin bir şekilde araştırıyoruz. Ama yanlış bir ruhla araştırıyoruz. Yapmamız gereken şey bu değildir. Bir ahmakın merakı veya küstah birisinin şüpheciliği yanlış olabilir. Ama Tanrı’nın bilgeliğini

samimi bir ruhla isteyen ve alçakgönüllülükle yeni bir şey öğrenmeye hazır olan ruh Tanrı’yı hoşnut eder. Meryem’deki ruh buydu.

Umutsuz Olmayın, Tövbe Edin, İmanınıza Yüklenin

Zekeriya’nın imansızlığından öğrenmemiz gereken bir diğer ders var. Bu olay onun iman hayatını öteliyor, aynı zamanda bu imanla yoluna devam ediyor. Zekeriya’nın düşmesi ile Petrus’un İsa’yı üç kez inkar etmesi aynı yola çıkar. Geçici bir düşüştür ikisi de. Bir yaşam tarzı değildir. Luka 1:6’da bahsedilen Zekeriya ve Elizabet’e bakalım. “Her ikisi de Tanrı’nın gözünde doğru kişilerdi, Rab’bin bütün buyruk kurallarına eksiksizce uyarlardı.” (Masum bir mükemmellik olup olmadığına bakmak için birazdan geri döneceğiz.) En azından Zekeriya’nın imanı konusunda süregelen bir problemi yoktu. Bununla birlikte 13. ayette dediğine göre Tanrı Zekeriya’nın duasına ona bir oğul sözü verdiğinde cevap veriyordu. Yani Zekeriya, doğru ve sürekli dua eden bir adamdı. İnsanların içindeki en iyiler bile düşüyor ve düşecek. Kimse Tanrı’nın sözlerine her gün tamamen güvenmiyor.

Ama şükürler olsun. İnançsızlığımız için Tanrı bize bazı cezalar verebilir. Eğer tövbe eder ve umudumuzu O’na tekrar bağlarsak Tanrı bizi başından savmaz. Zekeriya itaat edip oğluna Yahya adını verdiğinde 64. ayet şöyle diyor. “O anda Zekeriya’nın ağzı açıldı, dili çözüldü. Tanrı’yı överek konuşmaya başladı.” 67. ayet şöyle devam ediyor. “Çocuğun babası Zekeriya Kutsal Ruh’la dolarak şu peygamberlikte bulundu: İsrail’in Tanrısı Rab’be övgüler olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.” Bunlar Zekeriya hakkında duyduğumuz son şeylerdir. Doğru ve eksiksizken imanda düştü, ardından Kutsal Ruh’la doldu.

Buradan çıkarmamız gereken ders, imanda düşsek bile umutsuzluğa kapılmamamızdır. Bunun yerine tövbe etmeli ve Tanrı’nın bizi bağışlamasına izin vermeliyiz. Günahlı yaşantılarımıza rağmen büyük merhamet sahibi Tanrı’dan bereket almalıyız.

Kusursuz Olmak Ne Demek?

Şimdi geriye dönüp Zekeriya ve Elizabet’in nerede kusursuz olduğunu bulalım. Luka, Cebrail’in Zekeriya’ya geldiği güne kadar onun günahsız olduğunu, Cebrail’den sonra ilk defa günah işlediğini söyleseydi fazlasıyla garip olurdu. Tanrı’nın tüm buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı demek kusursuz bir saflık demek değildir. Mezmurlar’da, eksiksiz demek günahsız demek değildir (Mez.32). bu kişiler, günahları içinde boğulmayıp, tövbe ettikten sonra Tanrı’ya güvenen ve tüm buyruklarını bir yaşam tarzı yapan kişilerdi. Tüm kurallara eksiksiz bir şekilde uydular dediğinde kötü bir şey yapmadılar anlamına gelmiyor. Bu yanlışlarını hayatlarının bir parçası yapıp, alışkanlık haline getirmediler demektir. Eksiksiz çok kusursuz gözüküyor ama anlamı şudur. Görevlerini öyle şekilde yapıyorlardı ki yaptıkları hatalar ile başkalarının eline onların aleyhinde kullanabilecekleri kozlar vermeden tövbe edip Tanrı’ya tekrardan güveniyorlardı. Pavlus şu sözleri kendisi ve tüm imanlılar için kullanıyor. Filipililer 2:14’te şöyle diyor. “Her şeyi söylenmeden ve çekişmeden yapın ki, yaşam sözüne sımsıkı sarılarak aralarında evrendeki yıldızlar gibi parladığınız bu eğri ve sapık kuşağın ortasında kusursuz ve saf, Tanrı’nın lekesiz çocukları olasınız.” Ardından 1. Selanikliler 2:10’da şunu diyor. “İman eden sizlere karşı davranışımızın ne denli kutsal, adil, kusursuz olduğuna siz tanıksınız, Tanrı da buna tanıktır.” Bunlara ek olarak, Pavlus Filipililer 3:12’de kendi kusursuzluğunu net bir şekilde reddediyor. “Bunlara şimdiden kavuştuğumu ya da yetkinliğe eriştiğimi söylemiyorum. Ama Mesih İsa’nın beni kazanmakla benim içim öngördüğü ödülü kazanmak için koşuyorum.” Yani kimseye bize karşı kullanabilecekleri bir şey vermeyelim, Tanrı’ya dahi. Ama bu illaki günahsız bir kusursuzluk demek değildir, lakin tüm yanlışlarımız için hızlı bir düzelme demektir.

Peki Luka 1. bölümden başka neler öğrendik? Bir örnek var. Yahya’nın ve İsa’nın müjdelenmesi; Yahya’nın ve İsa’nın doğumları. Bu iki olay arasındaki benzerliklere dikkatimizi vererek, Luka bize görkemli Tanrı’nın Vaftizci Yahya ve Mesih İsa’nın hem doğumlarında hem de yaşamlarında harika bir şekilde çalıştığını gösteriyor. Doğumların ikisi de müjdelendi ve doğa kurallarının haricindeydi. Öyle ki Luka’nın örneği dikkatimizi Yahya ve İsa arasındaki farklara yöneltiyor. Görüldüğü gibi İsa çok güçlüdür. Luka için bu çok önemliydi.

Son olarak, Zekeriya ile Meryem’in verdikleri cevaplardan üç şey öğreniyoruz. 1) Tanrı’nın Sözü’ne güvenmeden önce birçok belirti isterken dikkatli olalım. 2) Tanrı’nın işleri aklımızı karıştırdığında onları anlamayı isteyebiliriz. Tehlikeli olan kibirli ve küçümseyen bir tavır almak, Tanrı’nın aklına derinlemesine inmek değil. Ve 3) Tanrı’ya güvenmeyerek imanda düştüğümüzde, Tanrı’nın bizi boşlayacağını düşünerek umutsuzluğa kapılmayın. Yapılması gerekn tekra r hayata dönüp bereketi eksik olmayan Tanrı’ya imanda itaat etmemizdir. Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. O zaman, bizim için imkansızı yapması ve korkusuzca O’nun buyruklarına uymak için O’na güvenelim.

Çeviri: Paşa Yaman
Vaazın Orijinali: How Not to Talk to an Angel