Size doğrusunu söyleyeyim, insanların işlediği her günah, ettiği her küfür bağışlanacak, ama Kutsal Ruh’a küfreden asla bağışlanmayacak. Bunu yapan, asla silinmeyecek bir günah işlemiş olur.

MARKOS 3:28–29

İsa’nın Kutsal Ruh’a küfretmenin ne bu dünyada ne de öteki dünyada bağışlanmadığını belirtmesi ve Ferisileri uyarmasının nedeni, cinleri Şeytan’la (Baalzevul) anlaşarak kovduğunu söylemeleriydi (Matta 12:32; Markos 3:29–30). Yaptığı uyarı Ferisilerin ruhsal durumuyla ilgili görüşünü ortaya koydu.

Diğer taraftan Mesih, cehaletleri yüzünden kendisine küfredenlerin günahlarının bağışlanması için daha sonra dua etmiştir: “Baba, onları bağışla. Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” (Luka 23:34). Ancak Mesih, Ferisileri böyle görmemiştir.

İnsanların İsa’nın iddia ettiği gibi kutsal Kurtarıcı olduğunu bilme noktasında aydınlanması, ancak bunu kabul etmenin gerektireceği bütün davranış değişiklikleri yüzünden açıkça ikrar etmeye istekli olmaması mümkündür. İnsanların, İsa’ya lâyık olduğu bağlılığı göstermedikleri için ne kadar saçma olursa olsun bahaneler üreterek ahlâki sahtekârlıkları hakkında iyi hissetmeye çalışmaları çok karşılaşılan bir durumdur. İsa belli ki, kendisine Şeytan’ın uşağı diyen Ferisilerin tam olarak bunu yaptıklarını biliyordu. Onlar cahil değildi; hoş karşılamadıkları gerçek bilgiyi boğuyor, iknayı bastırıyorlardı; tereddütsüz biçimde ışığa gözlerini kapıyor ve ona karanlık diyerek vicdanlarını nasırlaştırıyorlardı. İsa’nın açığa çıkardığı Ferisilerin bu delice söylemleri (Matta 12:25–28) aslında hissettikleri ikna baskısının bir işaretiydi; mantık dışı düşünme her zaman için iknaya direnişi gösteren bir işarettir.

Kutsal Ruh’un işi aracılığıyla gerçekleşen cinlerin kovulması olayını (Matta 12:28) şeytani güçlere bağlayan Ferisiler, Kutsal Ruh’a küfretmiş (saygısızca konuşmuş) oldular. Böyle bir günah, İsa’nın sergilediği güçlü işlerin –ki esasen bu işler O’nun kimliğine tanıklık ediyordu– (Matta 11:2–6; Yuhanna 10:38; 14:11) ahlâki yüceliğinin yok edilmesi suretiyle iyiye kötü diyerek vicdanın nasırlaşmasıyla bağışlanmaz hale gelir. Yüreğin İsa’ya karşı bu derece nasırlaşması, edilen küfür nedeniyle herhangi bir aşamada pişmanlık yaşamanın önüne geçecektir.

Pişmanlığın olmaması tövbeyi olanaksız kılar ve tövbenin olmaması bağışlanmayı olanaksızlaştıracaktır. O halde bağışlanmayan günahın formülü, Tanrı’nın Mesih’teki gücünün inkârını ve O’nun sözlerinin reddini haklı çıkarmak üzere dürüst olmayan düşünceler yoluyla vicdanı katılaştırmaktır. Bunun bir başka ifadesi olarak İbraniler 6:4–8’te tarif edilen Mesih’ten sapan Hristiyanlar verilebilir. Bağışlanmayan günah işlemiş olabileceklerinden korkan Hristiyanlar, duydukları bu kaygıyla bu günahı işlemediklerini belli ederler. Bu günahı işleyenler pişmanlık göstermezler ve umursamazlar; esasen genel olarak ne yaptıklarının ve kendilerini nasıl bir kadere mâhkum ettiklerinin farkında olmazlar. İsa, Ferisilerin bu günaha yaklaşmakta olduklarını gördü ve onları tümüyle bu yola sapmaktan alıkoyma umuduyla konuştu.

DOLAYISIYLA HRISTİYAN İNANCINA GÖRE SADECE TÖVBESİZLİK BAĞIŞLANAMAZ