İsa Yahudi yetkililere şöyle karşılık verdi:

“Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul, Baba’nın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar.”

Yuhanna 5:19

Kutsal Yazılar’da alçakgönüllülük, değersiz gibi hissetmek ve sorumluluk makamlarını reddetmek değil, Tanrı’nın atadığı yeri bilmek ve korumaktır. Alçakgönüllü olmak, ister yüksek bir önderlik konumu (Musa bir önder olarak alçakgönüllüydü Ç.Say. 12:3) isterse köleliğin belirsizliği olsun Tanrı’nın düzenlemesine sıkıca tutunma meselesidir. İsa, “alçakgönüllü” olduğunu belirttiğinde (Mat.11:29), yeryüzündeki yaşamıyla ilgili olarak Baba’nın tasarısını özenle takip ettiğini anlatmak istedi.

Bunu yaparken Üçlübirlik’in ikinci Kişisi olarak konumunu koruyordu. Kutsal Üçlübirlik’in üç Kişisi de sonsuz ve kendiliğinden var olup Tanrılığın tüm sıfatlarına ve unsurlarına eşit olarak sahiptirler. Daima dayanışma içinde birlikte hareket ederler. Ancak ikinci ve üçüncü Kişiler’in birincinin amacıyla özdeşleşmesi değişmez işbirliği modelidir. Böylece Oğul Baba’nın yönetme işlerini yapar ve Ruh her ikisinin temsilcisi olarak hareket eder. Babası’nın isteğini yerine getirmek Oğul’un doğası ve sevincidir (Yuh.4:34).

Kurtuluşla ilgili olarak, Baba’nın Oğul için isteğine bazen kurtuluş antlaşması adı verilir. Zira bir program ve vaat üzerinde iki taraf arasındaki bir sözleşme biçimine sahiptir. Westminster İnanç Açıklaması 8,1 bu sözleşmeyi aşağıdaki gibi özetler (Baba’nın Oğul tarafından kabul edilen amacı):

Tanrı, sonsuz amacı uyarınca, biricik Oğlu Rab İsa’yı, Tanrı ve insan arasında Aracı, Peygamber, Kahin, Kral, Kilisesinin Başı ve Kurtarıcısı, her şeyin Mirasçısı ve dünyanın Yargıcı olarak seçip atamaktan hoşnut oldu ve O’na tüm sonsuzluktan önce kendi soyu olması için, ve zamanı geldiğinde O’nun tarafından kurtarılması, çağrılması, aklanması, kutsal kılınması ve yüceltilmesi için bir halk verdi.

Baba’nın Oğlu için güttüğü bu amacın iki aşaması vardı. Birinci aşama alçakgönüllülüktü. Ebedi Oğul yüceliğini bıraktı ve beden alarak zayıf bir insan ve dinsel bakımdan aykırı görülen bir kişi haline geldi. En nihayetinde göstermelik bir mahkeme ve Pilatus’un ahlâki zayıflığının vicdansızca manipule edilmesi yoluyla, insanın günahlarını taşımak üzere korkunç bir ölüme mahkum edilen bir suçlu haline geldi (Flp.2:6-8; 2.Kor. 8:9; Gal.3:13; 4:4-5).

İkinci aşama yücelmeydi. Mesih dirildi, göğe yükseldi ve şimdi Babası’nın yanında dünya ve kilise üzerinde egemenlik sürerek (Flp. 2:9-11) Kutsal Ruh’u göndermekte (Yu.15:26; 16:7; Elç.İş.2:33)  ve böylece ölümüyle bizim için kazandığı kurtuluşu bize uygulamaktadır. O’na verilenleri kendisine çekerek (Yu.12:32), onlar için aracılık ederek (Rom.8:34; İbr.7:25; Yu.17), bir çobanın koyunlarıyla ilgilendiği gibi onları koruyarak, yönlendirerek ve güderek (Yuh.10:27-30), şu anda Baba’nın tasarısı uyarınca birçok oğlu yüceliğe eriştirir (İbr.2:10). Tanrı’nın tüm seçilmişleri tövbe edip yeni yaşama geçene kadar bunu yapmayı sürdürecektir (2.Pet.3:9).

Bütün bunlarda Oğul, gerçek bir alçakgönüllülük içinde Baba’ya itaat ederek doğal, gönüllü ve sevinçli bir bağımlılık ortaya koyar. Bu arada, Baba’nın Oğul’a da kendisiyle eşit derecede tapılması ve yüceltilmesi amacı devamlı olarak yerine gelmektedir (Yu.5:19-23).

İsa Mesih Babasının kurtuluş planını alçakgönüllü itaatiyle gerçekleştirdi.