… öteki ulusları, tövbe edip Tanrı’ya dönmeye ve bu tövbeye yaraşır işler yapmaya çağırdım.

Elçilerin İşleri 2:24

Yeni Antlaşma’da tövbe sözcüğü kişinin düşüncesini değiştirmesi ve böylece görüşlerinin, değerlerinin, hedeflerinin, yollarının değişmesi ve tüm hayatını farklı biçimde sürdürmesi anlamındadır. Hem içsel hem de dışsal bakımdan radikal bir değişim vardır; düşünceler ve hükümler, irade ve beğeniler, tutum ve hayat biçimi, istekler ve amaçlar tümüyle değişir. Tövbe etmek yeni bir yaşama başlamak demektir.

Tövbe çağrısı Vaftizci Yahya’nın (Mat. 3:2), İsa’nın (Mat. 4:17), Onikiler’in (Mar. 6:12), Pentekost Günü’nde Petrus’un (Elç. 2:38), Pavlus’un diğer uluslara (Elç. 17:30; 26:20) ve dirilmiş Mesih’in yedi kiliseden beşine (Va. 2:5, 16, 22; 3:3, 19) verdiği vaazların öncelikli ve temel konusuydu. İsa’nın dünyaya iletilmek üzere özetlediği Müjde’nin bir parçasıydı (Luka 24:47). Tövbe Eski Antlaşma peygamberlerinin uzaklaştıkları Tanrı’ya geri dönmeleri için İsrail halkına sürekli yaptıkları çağrılarla örtüşmektedir (örn, Yer. 23:22; 25:4–5; Zek. 1:3–6). Tövbe her zaman günahların bağışlanmasının ve Tanrı’nın lütfunun yenilenmesinin yolu olarak sunulurken, günahtan dolayı pişmanlık duymamak yıkıma götüren yoldur (örn, Luka 13:1–8).

Tövbe, yeniden doğuşun meyvesi olan imanın ürünüdür. Ama gerçek hayatta tövbe, Mesih’e Rab ve Kurtarıcı olarak yönelmenin olumsuz unsuru olarak (olumlu unsur imandır) imandan ayrılmazdır. Tövbe olmaksızın imanın kurtarabileceği ve kişinin Mesih’i Kurtarıcı olarak kabul edip Rab olduğunu reddederek aklanabileceği düşüncesi yıkıcı bir yanılgıdır. Gerçek iman Mesih’i gerçekte olduğu kimliğiyle, yani Tanrı’dan gelen kâhinimiz olduğu kadar Tanrı’nın atadığı kralımız olarak tanır ve O’na Kurtarıcımız olarak gerçekten güvenmek O’na Rab olarak da boyun eğmemizde ifadesini bulmuş olur. Bunu reddetmek, pişmanlık içermeyen bir iman aracılığıyla aklanma arayışı olup aslında bir iman değildir.

Westminster Bildirgesi tövbe halindeki biri için şöyle der:

“bir günahkâr, sadece tehlikeyi değil, aynı zamanda Tanrı’nın kutsal doğası ve yasası karşısında günahlarının kirliliğini ve iğrençliğini görüp hisseder; ve Mesih’te var olan merhameti idrak edince pişman olur; böylece günahları için kederlenir ve günahlarından nefret edip tümüyle Tanrı’ya dönerek O’nun buyruklarının gösterdiği yollarda yürümeyi amaçlar ve bunun için çabalar.” (XV. 2)

Bu beyanat, bazen “sahte pişmanlık” diyebileceğimiz (günah işlemeyi terk etme dileği ya da kararı olmaksızın ceza korkusundan ileri gelen vicdan azabı, kendini kınama ve kederlenme) tamamlanmamış tövbe olgusunun yetersiz kaldığını vurgular. Gerçek tövbe, Davut’un 51. mezmurda örneklediği gibi, özünde artık günah işlememek ve bundan sonra tövbenin hakiki ve içi dolu olduğunu gösteren bir yaşam sürmek için ciddi bir maksat barındıran “pişmanlıktır” (Luka 3:8; Elç. 26:20). Her türlü kötü davranıştan tövbe etmek, ters yönde ilerlemek, bunların tam karşısında duran erdemleri pratik etmek anlamına gelir.

 

Teolojiye Giriş” (Consise Theology) Kitabından – J.I.Packer