Müjdeyi kabul eden kişi, Tanrı’nın önünde durabilme hakkını yalnızca İsa Mesih’e iman etmek suretiyle elde edebilir. Tek bir şeye iman etmenin tehlikeli ve en hafif tabirle akılsızca olduğuna dair yaygın bir inanç söz konusudur. Toplum, alternatif bir planı olmayan ya da kaçış planı bulunmayan, yatırımlarını farklı alanlara yönlendirmeyip bütün yumurtalarını aynı sepete koyan ya da ardından tüm köprüleri yıkan kişiyi ihmalkâr, kaygısız ve geniş bir insan olarak görür. Ancak İsa Mesih’i kabul eden kişinin tam olarak yapması gereken şey budur. Hristiyan inancı her şeyin üzerindedir. Mesih’i gerçekten kabul etmek, diğer her şeyden umudu kesmek ve bütün umudu Mesih’e bağlamak demektir. İşte bu nedenle Pavlus, eğer Mesih bir sahtekâr olsaydı, bu yüzden herkesten çok Hristiyanların acınacak halde olacağını söylemektedir. Eğer Mesih Kurtarıcı değilse Hristiyan mahvolmuştur, çünkü başka bir planı ya da güvencesi yoktur. Hristiyan kişi imanla, ‘‘Rab sana güveniyorum, eğer sen beni kurtarmasaydın cehennemde olurdum. Ben kendim için başka bir hazırlık yapmayacağım’’ der.

Müjdeyi gerçekten kabul etmek yalnızca günahtan dönmek demek değildir, aynı zamanda Mesih dışında başka bir şeye umut bağlamamak, özellikle de insanın kendisine güvenmemesi demektir. Müjdeyi gerçekten kabul etmiş kişi, Tanrı’nın önünde durmasının kendi erdeminden ve buna lâyık olmasından kaynaklandığına dair küçücük bir düşünceden bile tiksinir hale gelir. Mesih’teki yeni yaşamı iyi işler meydana getirse de, kurtulabilmek için iyi işlerden medet ummaz, yalnızca Mesih’e ve onun kusursuz eylemine iman eder.